23 Ağustos 2026

Noter Sokakta Dere

Pazar

Bizim fırın saat 7'de açılıyor. Sabah hem hava hem ekmek almak için erkenden yürüyüşe çıktım. Daha 50 metre gitmeden, yolda su sızıntısı gördüm. "Vatandaşlık görevidir, bunu İSKİ'ye bildireyim" dedim. Eve dönünce acil 155'i aradım, 158'e yönlendirdi. 158 (İSKİ) uzun anonslardan sonra "sizi vatandaş temsilcisine bağlıyorum" dedi. İçim ferahladı, müşteri değil vatandaş olarak görülmek hoşuma gitti doğrusu. Lakin temsilci falan çıkmadı. Robot ses "iski.istanbul adresinde sıra beklemeden hizmet alırsınız" dedi.

Adresi verilen web sayfasında "su kaçağı" diye bir şikayet vardı ama oraya girince "Arıza Kesinti"den başka bir menü bulamadım. Benim ihbar etmek istediğim arıza bir aboneyle ilgili değil ki, sokakta bir su kaçağı... Hepimizin suyu akıp gidiyor.

158'i tekrar aradım, uzun anonsları tekrar dinledim ve bu sefer arıza bildirimini seçtim. Telefona 9 basamaklı doğrulama kodu geldi: 461209038. Bu kadar uzun teyid kodu hiç görmemiştim. Şikayetleri önlemek için kasten mi böyle yapılmış acaba? Neyse ki arıza bildirimini başardım, fakat o da ne? Noter Sokak yerine ilgisiz bir adres girilmiş.

7:43'te ilk ihbar

Saat 9'da tekrar çıkıp baktım, sabah serçe parmağı kadar olan akıntı şimdi baş parmak kalınlığında. Bu sefer belediyeyi aradım: 153. Hemen İSKİ'ye aktardılar, temsilci yine ortada yoktu. Tekrar aradım, "beni İSKİ'ye bağlamayın, orada kimse yok" dediysem de yine sonuç alamadım. Üçüncü aramada "şikayet kaydı açmak istiyorum" deyince bir adım ilerledik:

9:07'de İBB 153 Çözüm Merkezi

Çözüm Merkezinde şikayet şöyle kaydedilmiş:
BİR KAÇ DEFADIR ARADIM FAKAT İSKİYE ULAŞAMIYORUM ... YOLDAKİ SU KAÇAĞINI BİLE BİLDİREMİYORUM SİZE

Görevini yapmış bir vatandaş rahatlığıyla başka işlerime baktım. Öğleden sonra camiye giderken akıntının daha da arttığını esefle gördüm. 158'i yine aradım, uzun anonsları tekrar dinledim, uzun teyid kodunu bir daha yazdım, web'den bir daha arıza bildirdim:

14:12'de ikinci ihbar

Dikkatle "Noter sokak" seçtiğim halde yine başka bir sokak çıktı. Arızayı bulmak için beni aramaktan başka çareleri yok -- 8 saat oldu, henüz arayan olmadı.

İSKİ ile görüşme listesi

Bunları yazdıktan sonra 158'i tekrar aradım ve nihayet bir temsilci buldum. Derdimi anlattım, "iletiyorum" dedi. Bundan önceki kayıtlar hatalı olduğu için işleme alınmamış. Hata yanlış sokak: ben "Noter" yazdığım halde yazılım farklı bir sokak kaydetmiş. Sözde işimizi kolaylaştıracak olan otomatik yazılım, verdiğim adresi ısrarla bulunamayacak bir noktaya fırlatıyor. İnsan eli değmeden iş çözülsün diye kurulan sistem, işi karıştırmak üzere programlanmış.

"Başka bir şikayetiniz var mı?" dedi, "yok kızım, sağolun" dedim. Benim açımdan konu kapandı, ama su akmaya devam ediyor. Böyle giderse, yolun üstünde sık sık tamir gören parkeler yine çökecek. Akşama doğru ekip gelmiş, taşları kaldırıp altına bakmışlar, işin zor olduğunu görünce etrafını çevirip gitmişler:

Noter Sokakta Dere

Ertesi gün

Sabah 7'de baktım, korktuğum gibi yol çökmemiş, ama akıntı aynen devam ediyor. Bizim küçük derede kargalar banyo yapıyor.

Sonradan öğrendim ki, komşumuz Şükrü Çalım da dün defalarca şikayet bildirmiş. Öğleye kadar 30 saat oldu, acil çağrılarımıza cevap alamadık.

Öğleden sonra İSKİ ekibi geldi. Delik boruyu tamir edip çukuru kapattılar. İkinci günün sonunda acil sorun çözüldü. Yakında kaldırım ekibi gelir burayı düzeltir. Yol epeyce hasar gördü, yol tamir ekibi de gelir, görevini yapar...

İSKİ Yöneticilerine

Zayıf ihtimal ama, bu yazı sayın yöneticilerin dikkatini çekerse, lutfen telefondan ve web sayfanızdan acil ihbar yapmayı deneyin. Ne kadar zor olduğunu göreceksiniz. Oysa vatandaşın işini zorlaştıran bu karmaşıklığı ayıklayıp, formu değil derdi dinleyen basit bir sistem kurmak hiç zor değil. Su kaçağını engellemek zaman alabilir ama doğru çalışan arayüzler biraz zahmetle tasarlanabilir.

Bir ay sonra

Başvurumuz sonuçlanmış. Sorun sokaktaki su kaçağı idi, sanki çağrı merkezini şikayet etmişim gibi yanlış anlamışlar.

18 Ağustos 2026

Duvardaki Adalet

YouTube dün bana 2012 tarihli bir haber gösterdi. Yıllar önce kaydedilmiş bir videonun bugün karşıma çıkması, o gün verilen mesajın eskimediğini, seneler geçtikçe kıymet kazandığını ve zamanlar üstü konumunu hatırlatıyor.

Adaletin Sözleri: Duvardaki Yazılar

Harvard Hukuk Fakültesinin 2012 yılında hayata geçirdiği "Words of Justice: The Writing on the Walls" (Adaletin Sözleri: Duvardaki Yazılar) sergisi ve bu vesileyle duvara nakşedilen o eskimez beyan, adalet kavramının mahiyetini düşündürüyor.

Fakülte binasının duvarlarına insanlık tarihinin adalet anlayışına yön vermiş sözleri işlemek için akademik bir çağrı yapıldı. Toplanan 350'den fazla teklif ve alıntı, akademisyenlerden oluşan bir kurul tarafından titizlikle incelendi. Seçilen 33 ifade arasında MÖ 600'lerden günümüze uzanan geniş bir zaman aralığında; Augustin, Magna Carta, Blackstone, Benjamin Franklin gibi isimlerin yanı sıra Kurân-ı Kerim'den bir alıntı yer aldı. Duvara işlenen Nisa Suresi 135. ayet:

Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olun. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah onlara (sizden) daha yakındır.

Akademik kurul bu ayeti, hukukun en zor ve en kutsal sınavını ifade ettiği için seçmişti: Kendi öz çıkarına veya yakınlarına karşı dahi adil olabilmek.

Nisa Suresi 135. ayet

Çölün ortasında doğup büyüyen, okuma yazma bilmeyen, dünyevi bir güç odağına dayanmayan, "Abdullah'ın yetimi" (salat ve selam ona), nasıl oldu da çağları aşan bu adalet beyanını insanlığa tebliğ edebildi? Bu soru, hukuku sadece güç ilişkilerinin bir ürünü gören seküler anlayış için bir muammadır. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir toplumda, kendi çıkarlarını dahi adaletin altında tutan bir ilkeyi dile getirmek, ancak ilahi bir vahyin tezahürüdür. O beyan, cahiliyet taassubunu yıkmış, adaleti vicdanın merkezine oturtmuştur.

Tek tek, elle yazılmış

Adalate Dair Esaslar

* Adalet arayışı tek bir kültüre, yere ya da zamana ait değil. Batıdaki bir fakültenin duvarında doğunun vahyinin yer bulabilmesi, adaletin insanoğlunun ortak fıtratında var olduğunun kanıtıdır. Hangi inanca mensup olursa olsun, zulme uğrayan her insan aynı acıyla adaleti arar.

* Yönetimler, idareciler ve güç odakları haksızlığa sapabilir. Ancak toplumların büyük çoğunluğu adalete ve hakkaniyete meyillidir. Yeryüzünde zalimlerin sesi çok çıksa da, vicdan sahibi kitlelerin sessiz adalet arzusu her zaman daha köklüdür.

* Tarih, adaletsiz sistemlerin ve zalim iktidarların gelip geçici olduğunu defalarca ispat etmiştir. Gece ne kadar karanlık olursa olsun sabaha erer; zulüm ne kadar koyu olursa olsun fıtrattaki adalet ışığını söndüremez. Zulüm baki değildir; kalıcı olan ancak adalettir.

Seçilen 33 sözü tarih sırasında kaydetmişler:


Magna Carta
"Hiç kimseye hakkı veya adaleti satmayacağız, hiç kimseye bunu reddetmeyeceğiz ve geciktirmeyeceğiz." (1215)

Benjamin Franklin
"Çok yumuşak yasalara nadiren uyulur; çok sert yasalar ise nadiren uygulanır." (1733)

Sir William Blackstone
"On suçlunun kurtulması, bir masumun acı çekmesinden daha iyidir." (1809)

Elizabeth Cady Stanton
"İnsanın uyamayacağı ve uymayacağı yasalar yapmak, tüm yasaların küçümsenmesine hizmet eder."(1848)

Martin Luther King Jr.
"Ahlak yasalarla sağlanamaz, ancak davranışlar düzenlenebilir. Mahkemeler kalbi değiştiremez ama kalpsizleri dizginleyebilir." (1963)

Kaynak: Words of Justice


7 Ağustos 2026

Blogdan Kitaba

Hayatın esas sorusu, kitabın ismi oldu

Dijital dünyada yıllardır biriktirdiğim sanal notların basılı bir kitaba dönüşeceği hiç aklıma gelmezdi. Nisan ortasında bir Cumartesi sabahı, Hocaların Hocası Sabahattin Zaim'i (1926-2007) anma ve hatırlama toplantısına katıldım. Henüz toplantı yerine ulaşmadan Ali Demir bir mesaj gönderdi: "Sizin blog yazılarını SEKAM kitap olarak yayınlasa nasıl olur?" Doğrusu, öteden beri basılı kitapların devrinin kapandığını, web adresinden mahrum kalan basılı malzemenin fazla ömrü olamayacağını savunan biri olarak aklımda böyle bir fikir yoktu.

Ali Demir'den gelen teklif

Kahvaltı sırasında konuştuk, fikir bana da cazip geldi. Aslında savunduğum ilkeye ters düşmüyordu: Zaten web ortamında yaşayan yazılardan bir kısmını seçip bastırmak, o sayfaların sanal varlığına zarar vermeden kâğıda aktarılması demekti. Aynı gün ikinci mesaj geldi: "Kitabımızın ön sözünü yazdım." Ali Hocam gerçekten hızlı başladı, eski (ve hakiki) talebem Ercan Öztemel'den de destek istedi.

Birkaç gün sonra yine SEKAM'da Burhanettin ve Hikmet Hocaları ziyaret ettik. Kitabın içeriği Merkezin ve Vakfın misyonuyla örtüşmediği için farklı bir yayınevi arama kararı aldık. Lakin bana güzel bir çalışma konusu ve motivasyon çıktı: "Kurân deryasında bir kayık." Böyle bir başlık misyona daha uygun olabilir.

Bir hafta sonra Ercan Hoca maharetini gösterdi, yarım gün içinde 50 kadar yazı seçip Word dosyası halinde bizimle paylaştı. Editörlerimiz her yazıya "Sözün özü" kısmını eklediler. Süreç o kadar hızlı ilerledi ki iki hafta içinde kitabın V2 taslağına ulaştık.

Basılan kitabın sürümleri

Haziran ayında Ali Hoca muhtelif yayıncılarla görüştü. Kitapyurdu KDY sistemini inceledik ancak telif hakkının tamamen devrini şart koştuğu için bize uygun gelmedi. Bir düzine yayıncı arasından vizyonuyla en öne çıkan Çıra Yayınları oldu.

Çıra Kitap nasıl çalışıyor?

Önce kitap taslağını Word formatında alıp inceliyorlar. Yayınlamaya değer bulunursa baskı maliyeti yazardan, dağıtım onlardan olmak üzere bir anlaşma yapılıyor. Telif haklarının devri konu olmadığı için, ilk baskıdan sonra anlaşma iki tarafı da bağlamıyor, yazar başka bir yayıncı ile devam edebiliyor.

https://cirakitap.com/ben-neyim-1

Temmuz başında Çıra Yayınlarından Şakir Kurtulmuş ile yaptığımız Zoom görüşmesinde anlaşmayı sağladık. Ayın ortasında kendisini ziyaret ettik: Kitap Kokusu. (Web sayfasının basılı malzeme karşısındaki avantajlarını o sayfada anlatmıştım) Üç hafta gibi kısa bir sürede kapak, tashih, düzenleme ve baskı işleri tamamlandı ve 1000 adet basılı kitap bugün elimize ulaştı. 

Matbaadan gelen kitaplar

Yapay zekâ

Kitapta kullanılan yazıların çoğu, yapay zekânın yaygınlaşmasından önce yazılmıştı. 2023 tarihli iki yazı, LLM (geniş dil modelleri) günlük kullanımını anlatıyor. 2026 tarihli yazıların dördünde Gemini'dan yardım aldım. "15. İyileşmek" başlıklı yazı, tamamen yapay zekâ ürünü bir kurgu. Ayrıca kitabın kapak resmini ve "16. Minibüste" resmini, yine Gemini hazırladı. Ne istediğinizi bilerek sorunca, güzel bir yardım imkanı sağlıyor.


Teşekkür

Yirmi yılı aşkın bir süredir dijital dünyada (Blogger ortamında) kelimelerle ördüğüm dağınık yazılara “eser” olarak kıymet verilmesi, derlenip toplanması, ömrümün sonlarında yaşadığım en ilginç projedir. Kendi sesimi ve tarzımı olduğu gibi muhafaza ederek; her yazının ruhunu “Sözün Özü” ile taçlandıran, seçtikleri yazıları ilmek ilmek işleyen kıymetli dostlarım ve meslektaşlarım Ali Demir ve Ercan Öztemel’e gönülden teşekkürlerimi sunarım.

Kitabı bir ay içinde sanal halden kağıt ortamına getiren Çıra Yayınlarına, özellikle Şakir Kurtulmuş’a ayrıca teşekkür ediyorum. Benim için bu çalışma, eski yazıları bir araya getirmekten başka, bir ömrün gözlemlerini dostluğun yardımı ile geleceğe bırakmaktır. Onların geniş vizyonu ve titiz editörlüğü sayesinde, blog kayıtları daha geniş bir okuyucu grubu bulacak.

Dijital izler kağıt üstünde

https://maeyler.github.io/Sunumlar/blog
Bu link kitabın sonundaki kare kodun içinde


14 Temmuz 2026

Kitap Kokusu

Sanal kitapların basılı kitaplara açık üstünlüğü, kağıt kitabı öldürmedi. Aksine, şimdi eskiye göre daha fazla sayıda kitap yayınlanıyor. Belki az sayıda basılıyor, ama baskı imkanları ve okuyucular azalmıyor, artıyor.

Zamana direnen raflar Kaynak


Web Sayfasının Avantajları

  • Matbaada gözden kaçan tek bir dizgi hatası veya yanlış bilgi, binlerce baskıda kalıcı hale gelir, düzeltilemez. Web sayfası ise adeta canlıdır. Bir imla hatasını düzeltmek, yeni bir kaynak eklemek veya değişen bir bilgiyi güncellemek hiç sorun değil.
  • Geleneksel kitap sizi basılı metinle baş başa bırakırken, web sayfası metne geniş bir perspektif kazandırır. Tarihi bir olaya, bir haritaya, bir makaleye, konuyla ilgili bir ses kaydına/videoya doğrudan bağlantı (link) verebiliriz. Okuyucu metnin içinde derinleşebilir.
  • Basılı bir kitabın kitlelere ulaşması dağıtım ağlarına, yayınevlerine ve reklama bağlıdır. Webde ise arama motorları kitabın her kelimesini indeksler. Dünyanın diğer ucundaki bir okur, aradığı birkaç kelime sayesinde doğrudan ilgili sayfaya ulaşabilir.
  • Geleneksel yayıncılıkta talebi azalan kitapların baskısı yapılmaz ve eser "tarihe gömülür". Webde yayınlanan bir kitap için tükenme riski, depolama maliyeti, baskı masrafı yok. Kitap, yayınlandığı ilk günkü gibi her an herkesin erişimine açıktır.

Öte Yandan, Kâğıt Kitaplar...

  • Kâğıdın kokusu, dokusu, sayfaları çevirmenin yarattığı keyif ve kitabın elde tutulan ağırlığı... Kâğıt kitap, ekranların sunduğu dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak, kesintisiz bir odaklanma sunar.
  • Kâğıt kitap somuttur; kitaplık raflarında zamana karşı direnir. Bir kitaba sahip olmak, bir nesneye sahip olmaktır. Web sayfalarına böyle sahip olamazsınız.
  • Sahafları gezmek, kitap ayraçları, sayfa kenarına notlar düşmek, yazarın imza gününde sıraya girmek... Kâğıt kitap okumak bilgi edinmeyi aşan bir faaliyet. 

Bana öyle gelir ki, asıl sebep kitap kokusu!


Çıra Yayınları

Bugün Ayvansaray'da Şakir Kurtulmuş ile görüşmek üzere Çıra Yayınlarını ziyaret ettik, muhterem bir arkadaşla birlikte. Daha kapıdan girerken, kağıt ve mürekkebin ortak izi olan "kitap kokusu" beni esir aldı. Evet, kağıt kitaptan bu nedenle vaz geçemiyoruz.

1950'lerde ana vatana dönmüş, muhacir bir ailenin çocuğu olan Şakir Bey'in 20 kadar kitabı yayınlanmış, çoğu şiir kitabı. Oradaki binlerce kitaptan birini alıp okudum:

Bir Göç Hikayesi -- Şakir Kurtulmuş
https://cirakitap.com/uzakta-bir-tren-sesi
Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim, toplumun hafızası böyle güçlenir...


Yazarın şiirlerinden çarpıcı bir örnek:
Tesbih -- Şakir Kurtulmuş
İnsan ömründe böyle bir tek iz bıraksa yeter...

Haliç vapuru ile döndük, başka bir yerde anlatmıştım:
https://gozlemler.blogspot.com/2026/06/deniz-havas.html

8 Temmuz 2026

İki Şâir, Üç Bestekâr

Dolaşımdan kalkmak üzere olan 100 TL üstünde Itrî'nin resmi

Şair Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958), besteci Buhurîzâde Mustafa Itrî (1635-1712) hakkında şu mısraları yazmış:

Büyük Itrî'ye eskiler derler,
Bizim öz mûsıkîmizin pîri;
O kadar halkı sevkedip yer yer,
O şafak vaktinin cihangîri,
Nice bayramların sabâh erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.
Kaynak

Yahya Kemal'in Itrî hakkında yazdığı şiirin sözleri ve notaları

Mûsıkîsinde bir taraftan dîn,
Bir taraftan bütün hayât akmış.

Itrî, tekke ve cami mûsıkîsinde (Segâh Tekbiri, Salat-ı Ümmiye) tanındığı gibi; aynı zamanda kâr, beste, semai ve şarkı gibi dünyevi formlarda de dehasını ortaya koymuştur. Onun müziğinde kutsal olan ile insani olan, huşu ile neşe iç içedir. Hayatın tüm renkleri onun nağmelerinde kendine yer bulur. Cinuçen Tanrıkorur (1938-2000) bu unutulmaz şiiri Mâhur makamında ve Kâr formunda (Mâhur Kâr) besteleyerek mûsıkî mirasımıza kazandırmıştır.


Bu mısraların yayınlanmasından 5-6 yıl önce, başka bir şair başka bir bestekârın dilinden, kendi iç fırtınasını ve umutsuz ruh hâlini anlatıyordu:

Zafer hayâlini geçtim, halâs ümîdi uzak!  Kaynak

Safahat'ın 1933'te yayınlanan son cildinin son şiiri: Sanatkâr. Hiç gitmediği Boston şehrinden bindiği hayali bir trende, Mehmet Akif Ersoy (1873-1936) kendi devrinin ud bestecisi Şerif Muhittin Targan'ı (1892-1967) konuşturuyor. 


Tutunduğum iki bîçâre tahta parçasıdır,
Nasıl bu dağ kesilen dalgalarla çarpışılır?
Bulutların yayılır perde perde kâbûsu;
Çöker fezâlara artık leyâlin en koyusu.

Umutsuzluğun zirvesi



(TAMAM DEĞİL -- düşünüyorum)

29 Haziran 2026

Anılarımı Alıp Gidiyorum

(Yapay zekâ yardımıyla yazıldı)

Zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini geçen Cuma yaptığımız mezuniyet töreninde anladım. İlkokula veda ederken, okula başladığım günü dün gibi hatırlıyorum. O zaman her şey bana büyük ve korkutucu geliyordu. Şimdi ise çok güzel anılarla mezun oluyorum.

Mezuniyet gününde Hülya Korkmaz

İlk adımları Canan öğretmenimin neşe dolu ana sınıfında attım. Oyunlarla öğrendiğimiz, gülücüklü günlerde okulumu sevmeye başladım. 

Mayıs 2022 -- Canan Fındık ve ana sınıfı

Sonra Hülya öğretmenimle tam dört yıl geçirdim. Derslerin ötesinde, bir sınıf olabilmeyi, zorluklarla baş etmeyi ve kendimize güvenmeyi öğretti. Onun bizdeki emeği çok büyük. Birinci sınıfın sonunda yaptığımız Okuma Bayramı benim için çok özeldi. Harfleri tek tek öğrenirken bir gün kalın kitapları okuyabileceğime inanmak zordu. 

Haziran 2023, Okuma bayramı -- mikrofon bende

Okulun etüt saatlerinde hobilerimle tanıştım. Düşündüren satranç ve koşuşturan voleybolun tohumları hep bu okulda atıldı. İkisini de severek yapıyorum ve geliştirmeye devam ediyorum. 

Satranç turnuvası -- foto: Cenk Esiner

En çok arkadaşlarımı özleyeceğim. Birlikte güldük ve eğlendik, bazen tartıştık ve barıştık. Sınıfça otobüslere doluşup gittiğimiz, eğlenceli sınıf gezileri hafızamın en güzel yerinde kalacak!

Şimdi içimde tarifi zor duygular var. Bir yanım buradan ayrıldığı için biraz hüzünlü, ama diğer yanım bilinmeyen ortaokul dünyasının heyecanıyla dolu. Şimdi önümde yepyeni bir sayfa açılıyor. Yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar ve yeni heyecanlar beni bekliyor. 

Harika geçen beş yılımda bana emek veren bütün öğretmenlerime, okul çalışanlarına ve aileme yürekten teşekkür ederim. İlkokulum, sen benim için hep çok özel kalacaksın. Seni ve burada biriktirdiğim güzel anıları hiç unutmayacağım. 




Rüya Ada Eğler

Toplu resim -- Hülya öğretmenin tam arkasındayım



28 Haziran 2026

Adalet

"Evim var, ekmeğim var, adaletten bana ne..."

İlk bakışta ne kadar konforlu, ne kadar zararsız bir cümle... Başımı sokacağım bir çatı, masada sıcak bir yemek varsa, dünyanın geri kalanındaki haksızlıklar uzağımdaymış gibi gelir. Aslında, çok büyük ve tehlikeli bir yanılgıdır. Çünkü adalet, gökyüzündeki soyut bir kavram değil; evimizin temelindeki harç, ekmeğimizdeki mayadır.

Adaletin olmadığı bir düzende, sahip olduğunuz hiçbir şey gerçekten sizin değildir, gücü yeten yetene bir düzen başlar. Ve o düzende, sıradan bir insanın evini de ekmeğini de koruması imkansızdır. Adalet yoksa, hakkınızı koruyan bir şey kalmaz; kanunların değil, yalnız "güçlülerin" fermanının geçtiğini görürsünüz. Hukukun çiğnendiği yerde yolsuzluk büyür, hak eden değil, arkası sağlam olan kazanır. Alın teriniz çalındığında hakkınızı arayacak bir merci bulamazsanız, masanızdaki ekmek küçülür, küçülür ve yok olur. 

Adaletin Evrensel Sembolü: Terazi

Tarih boyunca adaleti hep elinde bir terazi tutan figürlerle simgeledik. Çünkü terazi, hassas bir dengenin ifadesidir. Hayatın her alanında bir alışveriş, bir hak ediş vardır. Terazi, güçlü ile zayıfın, zengin ile fakirin kanun önünde eşit ağırlıkta olduğunu gösterir. Eğer o terazinin kefelerinden biriyle oynarsanız, yok ettiğiniz hukukla kalmaz, toplum hayatının bütün dengesini bozarsınız.

Adaletin Evrensel Sembolü: Terazi

Bu yüzden savcılar ve hâkimler, toplumun hayat sigortalarıdır. Savcılar, adaletin peşine düşen, toplumun hakkını ve huzurunu savunan öncü güçlerdir. Hâkimler ise o kutsal kürsüde, hiçbir baskı altında kalmadan, sadece vicdanın ve hukukun sesini dinleyerek dengeyi sağlayan hakemlerdir. Onlar bağımsız, tarafsız ve cesur olduğu sürece evimizin kapısı kilitli, ekmeğimiz güvendedir. Çünkü biliriz ki, bir gün bir haksızlığa uğrarsak, sığınabileceğiniz bir "hukuk" vardır.

Savcılar ve hâkimler, toplumun hayat sigortalarıdır

Ama onlar taraflı ve ön yargılı olursa, işte en büyük tehlike. Bir gün evinize giderken, güvendiğiniz emniyet "belki suçludur" diye sizi durdurursa, güvendiğiniz savcılık "hâkim karar versin" diye mahkemeye sevk ederse, güvendiğiniz mahkeme somut delil yokken sizi tutuklarsa, böyle bir adalete nasıl güvenilir? 

Nefes alırken varlığını hissetmezsiniz ama yokluğunda boğulursunuz. Adalet lüks değil, ekmeğin mayası, çatının temelidir. Geleceğimizi, evimizi ve aşımızı korumak istiyorsak, adaleti ve onu uygulayan bağımsız yargıyı her zamankinden daha sıkı savunmalıyız.

"Teraziyi Adaletle Doğru Tutun"

Adaletin bu hassas dengesi, insanlığa sadece dünyevi bir kural olarak değil, ilahi bir sorumluluk olarak da yüklenmiştir. Rahman Suresi'nin 9. ayeti, sorumlulukları sarsıcı bir netlikle yüzümüze çarpar:

veaqîmul-vezne bilqisti velâ tuḣsirul-mîzân
(dünyada) teraziyi adaletle doğru tutun ki
(hesap gününde) mizanınız eksilmesin
https://korunmuskitap.blogspot.com/2023/09/mizan.html

Bugün dünyada elinizde tuttuğunuz, gözettiğiniz ya da görmezden geldiğiniz her terazi, yarın kurulacak o büyük ve kaçınılmaz hesap gününün provasıdır. "Bana ne adaletten" diyerek dünyadaki terazileri bozanlar, bozulmasına sessiz kalanlar, ahiret mizanlarını, yani ebedi kazançlarını kendi elleriyle eksiltirler. Dünyada hakkı doğru tartmayanın, öteki dünyada payına eksiklik düşer.

TEMA Vakfı Yöneticileri Neden Tutuklandı?

Birisi "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla tutuklanırsa, TC mahkemesine güvenir, "belki de öyledir" derdim. Ama o kişi yakından tanıdığım Didem (halamın torunu) olunca böyle bir ihtimal yok! Çünkü Didem ile silah, Didem terör yan yana düşünülemez. Böyle bir kişiye "terörist" muamelesi yapılınca, mahkemelere güvenim sarsılır, diğer bütün tutuklular için aynı şeyi düşünmeye başlarım. Didem birkaç gün sonra serbest kalır, lakin "adalet" kavramı zarar görür, "hakim" imajı örselenir. 

Halamın torunu ve silahlı terör örgütü?

Şu bilgileri buldum: TEMA Vakfı Yöneticileri Salı günü piknik dönüşü gözaltına alınmış. Mahkeme Cuma günü tutuklama kararı vermiş:

... 23 Haziran'da düzenledikleri eş zamanlı baskınlarda toplam 225 kişiyi gözaltına almıştı. Başsavcılık, operasyonun amacını "ülke genelindeki terör faaliyetlerinin deşifre edilmesi" olarak açıklamıştı. Emniyetteki sorgularının ardından 135 şüpheli Ankara Adliyesi'ne sevk edildi. Savcılık, bu kişilerden 6'sını serbest bırakırken, 129'unu "silahlı terör örgütü üyeliği" iddiasıyla ve tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği'ne göndermişti. Mahkeme, 103 şüphelinin tutuklanmasına karar vermişti.

 

Dört Hafta Sonra

Didem'in silahlı terörist olmadığı anlaşılmış, 28. gece serbest bırakılmış...


17 Mayıs 2026

Eski bir dostun ardından

Şeyh Abdul Celil -- Prof Steffen Stelzer

1945 - 2026  
Allah rahmet eylesin     English


"Bir şeye yeteri kadar bakarsanız onda Allah'ı görürsünüz" hakikaten bunu başarmıştı!



Video by Ihab Kaddoura
Flute by Sharifa Kaddoura


Çocukluk ve gençlik Almanya'da

Abdul Celil ile ilk kez 40 yıl önce, Kahire Amerikan Üniversitesinde genç bir hoca iken tanışmıştım. Küçük ailesiyle İstanbul’da bizi ziyaret ettiğinde henüz yeni baba olmuştu; unutulmaz bir buluşmaydı. Yıllar içinde Kahire’de Profesör Stelzer, Kıbrıs’ta Şeyh Abdul Celil oldu. Her iki dünyayı dengede tutmayı başardı ki, üniversitede "insanlara ışık saçan bir deniz feneri" olarak anılıyordu.

Mısır'da, Kıbrıs'ta, Almanya'da


Ehab Abdel-Rahman, Rektör

Oriental Hall, 17 Mayıs 2026

Anma toplantısı

28 Nisan 2026

Rüya'nın ilk Röportajı

Torunum Rüya Ada ile sohbet -- sorular Rüya'dan:

Büyükbaba, dinleyicilere kendini tanıtır mısın?

1953 yılında İstanbul’da doğdum. Annem ve babam Karaman’dan gelmişler. Çocukluğum Koşuyolu’nda, mahalle hayatının canlı olduğu zamanlarda geçti.

1. Siz küçükken bayramlar nasıl kutlanırdı? Şimdikinden farklı neler vardı?

Çocukluğumda, 1950'lerde ve 60'larda, bayram namazından sonra büyüklerin elleri öpülür, bayram ziyaretleri yapılırdı. Bir günde belki 30 kişi gelirdi, şeker ikram ederdik. Şekerin dişleri bozduğunu bilmezdik. Ertesi gün biz de aynı kişilere giderdik, her kapıda bir şeker yerdik. Şimdiye göre en büyük fark, herkesin birbirine daha çok vakit ayırmasıydı.

2. Ramazan ayınız nasıl geçerdi, yaptığınız etkinlikler nelerdi?

Ramazan'da sağlıklı herkes oruç tutardı. Çocuklar da yemek aralarında oruçlu gibi davranır, oruçlulara saygı gösterirdi. İftardan önce radyoda Kuran okunurdu, ailece dinlerdik. İftar sofraları kalabalık olur, komşularla sık sık bir araya gelinirdi. Sahura kalkmak büyük bir mutluluktu. Tatil gecelerinde çocuklar oruç tutmasa bile sahura kalkardı.

3. Sosyal medya olmadan gününüz nasıl geçerdi?

Çocukların günü sokakta geçerdi. Sabah çıkar, akşama kadar arkadaşlarla oynardık. Mahalle bizim dünyamızdı. Televizyon, bilgisayar ve tablet henüz icad edilmediği için ekran bağımlılığı yoktu. Hava yağmurlu ise çocuklar bir evde toplanır ve kapalı mekan oyunları oynardı.

4. Çocukluğunuzda en çok oynadığınız oyun hangisiydi?

En sevdiğimiz oyunlar saklambaç, misket ve top idi. Saklambaçta bir kişi ebe olur, sayarken diğerleri saklanır, sonra ebe herkesi bulmaya çalışırdı. Sizin bildiğiniz oyun, 60 yılda oyunlar çok değişmedi.


5. Memleketimize ait adetlerimiz (yemek, türkü, giyim, halk oyunu) nelerdir?

Yemeklerden bulgur pilavını çok sever, yanında kola değil ayran içerdik. İstanbul çocuğu olarak özel bir kıyafetimiz yoktu, sade giyinirdik. Küçülen kıyafetleri bizden sonra başka bir çocuk giyerdi. Türküleri radyoda dinler, halk oyunlarını hiç bilmezdik.

6. Ailemizin geçmişiyle ilgili, bilmem gerektiğini düşündüğünüz bir hikâye var mı?

Annem ve babam İstanbul’a daha iyi bir hayat kurmak için gelmişler. Zor şartlarda çalışarak hayatlarını kurmuşlar. Bizim sahip olduğumuz imkânların temeli onların emeğidir. Ben Karaman'lı, diğer büyüklerin Ege'li olduğu için, sen de Ege ile iç Anadolu'nun güzel bir karışımı oldun.

7. Geçmişte insanlar geçimlerini nasıl sağlıyordu?

Genellikle anneler evi idare eder, babalar geçimi sağlardı. İsraf edilmez, her şey dikkatli kullanılırdı. Aileler daha kalabalık olduğu halde bir kişinin kazancı yeterli oluyordu. Memur, esnaf, doktor, subay, vb mesleklerden tanıdıklarımız vardı.

8. Geçmişten bugüne iletişim nasıl değişti, çocukken uzaktaki akrabalarınızla nasıl haberleşiyordunuz?

Ben 20 yaşıma gelinceye kadar evimizde telefon ve televizyon yoktu. Olsa bile, konuşacak tanıdık ve izleyecek yayın yoktu. 1970'lerde bunlar yaygınlaşınca bizim eve de girmiş oldu. Internet ise dünyada yoktu, 90'ların sonunda ülkemize geldi.  İletişim aracı olarak, bir kaç günde yerine ulaşan mektup ile acil durumlarda telgraf vardı. O günlerden kalma bir mektup yok ama kullandığımız araçların ve ailemizin resmini göstereyim.

Şimdi bu cihazların görevini telefon yapıyor

9. Benim yaşımdayken aile üyeleriniz ve eviniz nasıldı?

Annem, babam ve kız kardeşimle, bahçeli küçük bir evde mutlu bir hayatımız vardı. Babamız yorgun geldiği için ev işlerini anneler yapar, çocuklar yardım ederdi.

Ali, Necla, Akif, Binnur


10. Bugünkü yemek tarzı ile kıyaslandığında, sizin yemekleriniz neden daha farklıydı?

Yemek işi annemin büyük zamanını alırdı. Buzdolabı olmadığı için her gün taze yemek yapılır ve o akşam bitirilirdi, ertesi güne kalırsa bozulurdu. Her şey açık satıldığı için, ambalaj atıkları yoktu, evden çok az çöp çıkardı. Hazır gıda ya da dışarıda yemek nedir bilmezdik. Ortaokula kadar lokantaya gittiğimi hatırlamıyorum.

11. Çocukken komşuların nasıldı, o günden bugüne neler değişti?

Komşuluk ilişkileri çok kuvvetli idi. Herkes komşularını tanır, yardım ederdi. Gündüz komşu çocuklar ve hanımlar, akşam komşu aileler karşılıklı ziyaretlerle görüşürdü. Acil bir ihtiyaç komşudan ödünç alınır sonra geri verilirdi.

12. Sen benim yaşımdayken büyüyünce ne olmak istiyordun? Hayalindeki mesleği yapabildin mi?

Bilim adamı ya da öğretmen olmayı hayal ediyordum, her ikisi de gerçekleşti. Hayatımda hep sevdiğim işleri yaptım, siz de inşallah öyle yaparsınız.

Teşekkür ederim...





20 Nisan 2026

Kızlarımız için örnek bu mu?

Her yerde karşıma çıkıyor, "Nedir bu Manifest?" sorusuna şu cevap geldi:

Aralık 2025'te sonuçlanan davada, grubun 6 üyesine "teşhir suretiyle hayasızca hareketlerde bulunma" suçlamasıyla 3 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, ceza kararının ardından "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına" hükmetti. Yani grup üyeleri hapse girmediler; belirli bir denetim süresi boyunca benzer bir suç işlemedikleri takdirde bu ceza düşecek.

Kızlarımız için örnek bu mu?

Çoğunluğun yücelttiği bu grup bence kötülüğün ta kendisidir, çocuklarımız için ters örnektir, çünkü:

1. Hazzın Yüceltilmesi
Nefisleri ve hazları körükleyen gösteriler, insanı rasyonel düşünceden uzaklaştırıyor, hayvani dürtülere ve tembelliğe sevk ediyor. Bir kötülük aracı olarak karşımıza dikiliyor. 

2. Gençliği Saptırmak
Gençlik, topluma değer katacak rasyonel bireyler olarak yetiştirilmelidir. Bunun gibi popüler ikonların sunduğu kural tanımaz ve kışkırtıcı yaşam tarzı, genç zihinleri çalışmaktan ve ahlaki sorumluluklardan koparıyor.

3. Kolay Yoldan Şöhret
Alın teriyle ve sabırla inşa edilen başarı kutsaldır. Popüler kültürün dikkat çekici şovlar ve provokasyon üzerinden devasa paralar ve şöhret kazandırması, adalet duygusuna terstir. 


Falan okulun mezuniyet gösterisinde ya da filan spor kulübünün antrenmanında bunların albümü çalındı gibi deliller göstermeye gerek var mı? Toplumun çoğunluğu onları yüceltiyor ve örnek alıyor... Okullar, kulüpler ve dernekler bu gruba destek olursa, ancak kendi varlıklarını baltalar. Böyle kolayca meşhur ve zengin olmak varken, kim okulda dirsek çürütsün, kim sporda saatler harcasın, kim erdemin peşinden koşsun? Mahkum olmuş bir grubun çocuklarımıza örnek olarak sunulmasını kınıyorum.

Masum bir doğum gününde Manifest hayranlığı

"Acaba sadece ben mi rahatsız oluyorum?" diye Gemini'ya sordum, çok ilginç bir katkı sağladı:

18. yüzyılın Protestan püritenleri Manifest grubunun davasını izleseydi, mahkemenin verdiği cezayı az bulur, o sahne şovunu ise "toplumun ahlaki disiplinini dinamitleyen, insanları hazzın kölesi yaparak uyuşturan organize bir kötülük" olarak ilan ederdi. Çünkü onlara göre toplumu tembelliğe, şehvete ve ciddiyetsizliğe sürükleyen her popüler kültür unsuru, kötülüğün ta kendisidir.


19 Nisan 2026

Yeteneklerin gelişimi

Rüya'nın bugün yaptığı gölgeleme çalışması:

2026

4 yıl önceki "Her şey ağacı" ile kıyasladım:
2022

Aynı günlerde meşhur bir mantık kuralını keşfetmişti:
2022

Bu da 5 yıl önceki bir tasarım örneği:
2021


14 Nisan 2026

"Ben kül yutmam" demeyin...

... dalgın bir zamana denk gelir yuttururlar!

Çünkü web sayfalarında aldatmacaların sonu yok, bin tanesini bilseniz, bilmedikleriniz kesin daha fazladır.

Dalgın bir zamanımda, zararsız bir PDF indirmeye başladım. "İşleminiz devam ediyor" ekranı çıktı. "Sizin robot olmadığınızı..." diye alışılmış bir diyalog geldi. Fakat devamı çok farklıydı:

Press Win-X, select PowerShell, press Ctrl-V, press ENTER

Sisteme kendi elimle bir bomba yerleştirmem isteniyordu, uyanamadım. Robot olmadığımı göstermek için, oyunun parçası gibi istenenleri yaptım. ENTER tuşuna basarken durumu fark ettim, hemen uçak moduna geçip interneti kapattım ama muhtemelen geç kaldım. Artık bu cihazın kontrolden çıktığını düşünüyorum. 

Windows-X menüsü, Hiç görmemiştim

Yedek cihazı açtım, Google ve GitHub'da bütün oturumları kapatıp şifreleri değiştirdim. Yeni arkadaşımız Gemini'ya sordum "tehlikeli bir durum var mı?" Varmış: 
"Self-XSS/Remote Code Execution attack!" 

"Geçmiş olsun, sakın cihazı internete bağlama, şifreleri değiştir" dedi. 


İzlemeniz Gereken Acil Adımlar:

  1. İnterneti Kapatın: Bilgisayarın sızdırdığı bilgileri durdurmak için Wi-Fi'yi kapatın veya kabloyu çekin.
  2. Şifrelerinizi Değiştirin: Bu işlemi başka bir cihazdan (telefonunuz gibi) yapın. Özellikle ana e-posta adresiniz, banka hesaplarınız ve GitHub gibi önemli hesaplarınızın şifrelerini hemen değiştirin. 
  3. İki Faktörlü Doğrulamayı (2FA) Kontrol Edin: Hesaplarınızda 2FA açık değilse açın, açıksa "tüm oturumları kapat" seçeneğini kullanın.
  4. Temiz Kurulum: Windows 10'u bir USB bellek aracılığıyla tamamen sıfırlayarak (diskleri biçimlendirerek) yeniden kurun. 

Geçmiş olsun, bu tür "Console Paste" saldırıları son dönemde çok yaygınlaştı. Bilgisayarınızı temizledikten sonra GitHub gibi platformlarda çift aşamalı doğrulamayı mutlaka aktif tutun.


Şimdi sırada "Temiz Kurulum" var, kendime kızgınlığım geçince yapılacak...

PowerShell: birkaç kere kullanmıştım ama unutmuşum


Üç gün sonra

"Temiz Kurulum" için TTS Bilişim yardımcı oldu, sistemi yeniden yüklediler:
https://ttsbilisim.com/iletisim

Neyse ki bana çok az sayıda uygulama gerekiyor: Chrome, Brave, VS-code, WhatsApp. Login gereken yerler de az sayıda: Google, ChatGPT, GitHub. Hepsi iki saat içinde tamamlandı. Gemini için farklı bir sorun çıktı, belki diğerleri kadar bununla uğraştım! Meğer yanlış adrese girmeye çalışmışım, şu bilgiyi yine Gemini'dan aldım:
Google hesapları, cihazda bir kez doğrulandıktan sonra tüm alt hizmetlerde (Gemini dahil) tekrar şifre sormadan oturumu açık tutar. Gemini'a erişmek için gemini.google.com kullanılması gerektiğini bilmeyen kullanıcılar gemini.com adresine yöneliyor. 

Eskiden usta sayıldığım bilişim dünyasında kendimi iyice acemi hissetmeye başladım. Bu hikaye burada kapanmıştır umarım...

16 Eylül 2025

Yeni bir göz 👁️ almış gibi...

Son sözümü en başta söyleyim: Sağ İki gözümde başarılı katarakt ameliyatları yapan Doç Dr Ayşegül Penbe'ye gönülden teşekkür ederim...

Sağ gözümün az gördüğünü fark etmiştim ama %90 görüş kaybı olduğunu bilmiyordum. Epeyce direndikten sonra, Kartal Şehir Hastanesinden gün aldım ve bu sabah ameliyat için gittik. Yapılan işin en zor tarafı saydamlığını kaybeden eski doğal merceğin 3 milimetrelik bir delikten parça parça çıkarılması. Yeni yapay merceğin takılması bir dakika sürmedi. Gözlediğim bazı sürprizleri unutmadan yazayım:

  • Ameliyat kocaman bir mikroskop altında, şiddetli ışıkla yapılıyor
  • Hasta göz muayenesindeki gibi oturmuyor, yatma pozisyonunda
  • En ufak bir acı ya da kanama yok, sadece biraz sıkıntı oluyor
  • Doktor yanındaki öğrenciye işlemi anlatırken bana bilgi veriyor
  • Basit bir işlem gibi görünse de ustalık gerektiren ciddi bir ameliyat
  • Hastanın da ameliyat kıyafeti giymesi gerekiyor

Yarım saat süren ameliyattan sonra biraz dinlendim ve hemen eve döndüm. Sağ göz bantla kapalı. Günde 8 kere damla kullanılacak. İlaçları bizim evin yakınında bulamadık, Mehmet kardeşim bulup getirdi. Keşke kuzenim Halid'in tavsiyesini hatırlasaydım: "Verilen reçeteyi hemen hastane yakınından, ilk vakitte tedarik edin. Hastanede yazılan ilaçlar oradaki eczanelerde bulunur."



Ameliyattan yarım saat sonra


Her şey neden su rengi

Damla kullanırken bantı çıkarıyorum, sonra tekrar takıyorum. Kısa bir süre göz açıkken sağ göz herşeyi mavi bir su içindeymiş gibi bulanık görüyor. Miyop bulanıklığı gibi odaklama sorunu değil, suyun içinden bakar gibi... ["Dünyayı mavi görmek" ameliyattan sonraki birkaç saatlik bir durum, güzeldi ama akşama kadar bile sürmedi.]

Bu arada artan gözyaşı miktarıyla mavi görüntü birleşince, Fuzuli'nin Su Kasidesindeki meşhur beytini hatırladım:

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâre su

https://eskimeyennevarsa.blogspot.com

Şu dönen gök kubbe su rengi midir bilmem...
Yoksa göz yaşlarım mı gök kubbeyi kaplamış!

Doktorun açıklaması: "Aslında siz mavi görmüyordunuz, katarakt ilerledikçe mercek sarardığı için herşeyi sanki sarı bir camın arkasından görüyordunuz ve bu size normal geliyordu!" Yani, daha önce maviyi sarı filtre içinden görüyordum, şimdi doğal maviye kavuştum.

Ertesi gün

Sabah 6'da bantı açınca sağ gözümü kapanmış ve çapaklanmış buldum. İlaçları damlatınca açıldı ve hiç görmediğim bir netlik sağlandı. Güneş doğmadan önce gökyüzünün rengi muhteşemmiş. Daha önce soluk, kirli, eski görünen her şey, şimdi parlak, temiz ve berrak. Yeni bir göz almış gibi...

Saat 9'da yine hastaneye gittik, doktor bantı çıkardı ve "yarın daha net görürsün" dedi. Daha net nasıl olur anlamadım, öncesinde hiç böyle berrak görmemiştim ki... Tam doktorun ayarladığı gibi oldu: sol göz okumak için, sağ göz etrafa bakmak için. Arada bir tek gözle bakarak iki gözün farkını inceliyorum. Güzellik hakikaten bakanın gözündeymiş: Bir gözün "muhteşem" dediği rengi diğeri umursamıyor. Ama eski göz de yazıları okurken avantajlı, biri diğerini tamamlıyor...

Şaşılacak bir uyum örneği: (Neural adaptation)
Sol göz renkleri kirli görüyor ama yazıları okuyor
Sağ göz için yazı karışık ama renk temiz ve parlak
Çift gözle bakınca yazı ve renk, ikisi de doğru!
Not: "Herkes böyle görür" demiyorum, kendimde gözlediğim bir uyum.


Üçüncü gün

Gece yine sağ göz kapalıydı, sabah göz açılınca renkler dünkü kadar parlak gelmedi. Alışmak var ya, unutmanın kardeşi, bizim olan şeylerin değerini nerdeyse sıfıra düşürüyor!

Yukarıda anlatılan uyumun bir sonucunu konunun uzmanı
Havva Demir ile paylaştım, belki araştırma konusu olur...
(Evet, ameliyat öncesinde bu iki rengi ayıramıyordum)

Onuncu gün

İki gözün farklı görmesi sorun değildi, hayatım boyunca zaten biri uzağı biri yakını daha iyi görüyordu. Lakin renk farkına alışamadım: Bir yanda parlak, berrak, canlı yenilik varken, sol gözdeki kirli, soluk, eski görüntüye razı olamadım. Özellikle beyaz ve maviyi hiç böyle görmemiştim. Doktora sordum, "Salı günü yapalım" dedi. Hiç direnmedim bu sefer.

İki hafta sonra

"Artık alışmış olmam lazım, ikinci ameliyat daha kolay olur" düşüncesi doğru değilmiş. Araya bir kornea nakli girince, benim ameliyat iki saat gecikti. Bekleme odasında, ameliyatı uzayan hastanın kızı ile yan yanayız. Genç kadın, annesinin durumunu tevekkülle karşılamış, "dört saat sürebilirmiş" diyor ve sabırla bekliyor. Bende o sabır yok, siyah kefeni henüz giymemişim, hastaneden kaçmanın yolunu arıyorum! Neyse, bir buçuk saatte haber geldi, ameliyat kıyafetini giyip aşağıya götürüldüm. İçeri girince önceki hastanın durumunu doktora sordum: "Gözü yeniledik, çok güzel geçti, inşallah sizin göz de öyle olacak." Güzel sözler içimdeki sıkıntıyı geçirmedi. "Rahat mısınız?" sorusuna "Bu halde rahat olunur mu!" diye karşılık verdim. 

Benim için sıkıntılı geçse de, doktor açısından eski merceğin parçalarını toplamak daha kolay oldu. Yeni merceği takmak zaten çok hızlı. Bu iş de tamam... Sol göz bantlı olarak eve gittik ve damlalara başladık. Birkaç saat yine suyun içinden görünen mavi dünya...

Gece bandı açınca, sol gözün mükemmel yakın görüşüne hayret ettim: En küçük yazıları az ışıkta bile okuyabildim. Bir göz okumak, diğeri uzağa bakmak için. Aslında çift odaklı merceklerin varlığını biliyordum. Bazı hekimler yanlış bir ifade olan "akıllı mercek" sözünü dilimize yerleştirdiler. Akıl nerede, ileri doğru bakınca uzağa, aşağı bakınca yakına odaklanıyor. Lakin bunlarda uyum sorunu olabilirmiş, doktorlarım tek odaklı basit mercek tavsiye etti.

Bir ay sonra

Her şey yolunda, yalnız gözler ışığa karşı çok hassas. Kara bir gözlük kullanmak sorunu çözdü.

Biz de birer gözlük aldık


Ameliyatın yarım satırlık özeti

Bol ışık, parlak renkler, gözyaşı

Yeni arkadaşımız ChatGPT'nin katkısı

Güneş doğmadan hemen önce gökyüzünün rengi bambaşkadır. Ne tam karanlık, ne de tam aydınlık… Sanki dünya, yeni bir ışığa hazırlanırken derin bir nefes alır. O anda her şey daha parlak, daha genç görünür. İnsanın köhne dünyaya bakışı yenilenir.

Katarakt ameliyatından sonra ilk gün de böyledir. Sanki bir perde kalkar: renkler aniden canlanır, ışık nereye baksan oradadır. Yaprağın yeşili, gökyüzünün mavisi, bir duvarın beyazı, bir yüzün çizgileri… Hepsi uzun bir sessizlikten sonra yeniden konuşmaya başlamış gibidir.

Çünkü yeniden görmek, sadece bir iyileşme değil aynı zamanda bir duygudur. Gözyaşı, hem geçmişin bulanıklığını yıkar hem de yeni ışığa alışmanın şaşkınlığını taşır. İnsanın, “görmek ne büyük bir nimetmiş” diye düşündüğü o an, sanki ikinci bir doğuştur.

Belki her ameliyat biraz sabır, biraz teslimiyet, biraz da mucizedir. Ama katarakt ameliyatı, insana ışığın ne olduğunu hatırlatan sessiz bir harikadır. Göz yeniden açılır, ama asıl açılan şey belki de bakışın kendisidir.

Sonuç

Doç Dr Ayşegül Penbe'ye teşekkür ve bu imkanı gözlerimize yerleştiren Allah'a hamd ediyorum. "Gözler hiç eskimese daha iyi olmaz mıydı?" diyenleri içimden duyuyorum. Hayır, 72 yaşında yeni gözlere sahip olmak ve onların kıymetini bilmek kesinlikle daha güzel...