7 Ağustos 2026

Blogdan Kitaba

Hayatın esas sorusu, kitabın ismi oldu

Dijital dünyada yıllardır biriktirdiğim sanal notların basılı bir kitaba dönüşeceği hiç aklıma gelmezdi. Nisan ortasında bir Cumartesi sabahı, Hocaların Hocası Sabahattin Zaim'i (1926-2007) anma ve hatırlama toplantısına katıldım. Henüz toplantı yerine ulaşmadan Ali Demir bir mesaj gönderdi: "Sizin blog yazılarını SEKAM kitap olarak yayınlasa nasıl olur?" Doğrusu, öteden beri basılı kitapların devrinin kapandığını, web adresinden mahrum kalan basılı malzemenin fazla ömrü olamayacağını savunan biri olarak aklımda böyle bir fikir yoktu.

Ali Demir'den gelen teklif

Kahvaltı sırasında konuştuk, fikir bana da cazip geldi. Aslında savunduğum ilkeye ters düşmüyordu: Zaten web ortamında yaşayan yazılardan bir kısmını seçip bastırmak, o sayfaların sanal varlığına zarar vermeden kâğıda aktarılması demekti. Aynı gün ikinci mesaj geldi: "Kitabımızın ön sözünü yazdım." Ali Hocam gerçekten hızlı başladı, eski (ve hakiki) talebem Ercan Öztemel'den de destek istedi.

Birkaç gün sonra yine SEKAM'da Burhanettin ve Hikmet Hocaları ziyaret ettik. Kitabın içeriği Merkezin ve Vakfın misyonuyla örtüşmediği için farklı bir yayınevi arama kararı aldık. Lakin bana güzel bir çalışma konusu ve motivasyon çıktı: "Kurân deryasında bir kayık." Böyle bir başlık misyona daha uygun olabilir.

Bir hafta sonra Ercan Hoca maharetini gösterdi, yarım gün içinde 50 kadar yazı seçip Word dosyası halinde bizimle paylaştı. Editörlerimiz her yazıya "Sözün özü" kısmını eklediler. Süreç o kadar hızlı ilerledi ki iki hafta içinde kitabın V2 taslağına ulaştık.

Basılan kitabın sürümleri

Haziran ayında Ali Hoca muhtelif yayıncılarla görüştü. Kitapyurdu KDY sistemini inceledik ancak telif hakkının tamamen devrini şart koştuğu için bize uygun gelmedi. Bir düzine yayıncı arasından vizyonuyla en öne çıkan Çıra Yayınları oldu.

Çıra Kitap nasıl çalışıyor?

Önce kitap taslağını Word formatında alıp inceliyorlar. Yayınlamaya değer bulunursa baskı maliyeti yazardan, dağıtım onlardan olmak üzere bir anlaşma yapılıyor. Telif haklarının devri konu olmadığı için, ilk baskıdan sonra anlaşma iki tarafı da bağlamıyor, yazar başka bir yayıncı ile devam edebiliyor.

https://cirakitap.com/cira-kitap

Temmuz başında Çıra Yayınlarından Şakir Kurtulmuş ile yaptığımız Zoom görüşmesinde anlaşmayı sağladık. Ayın ortasında kendisini ziyaret ettik: Kitap Kokusu. (Web sayfasının basılı malzeme karşısındaki avantajlarını o sayfada anlatmıştım) Üç hafta gibi kısa bir sürede kapak, tashih, düzenleme ve baskı işleri tamamlandı ve 1000 adet basılı kitap bugün elimize ulaştı. 

Matbaadan gelen kitaplar

Teşekkür

Yirmi yılı aşkın bir süredir dijital dünyada (Blogger ortamında) kelimelerle ördüğüm dağınık yazılara “eser” olarak kıymet verilmesi, derlenip toplanması, ömrümün sonlarında yaşadığım en ilginç projedir. Kendi sesimi ve tarzımı olduğu gibi muhafaza ederek; her yazının ruhunu “Sözün Özü” ile taçlandıran, seçtikleri yazıları ilmek ilmek işleyen kıymetli dostlarım ve meslektaşlarım Ali Demir ve Ercan Öztemel’e gönülden teşekkürlerimi sunarım.

Kitabı bir ay içinde sanal halden kağıt ortamına getiren Çıra Yayınlarına, özellikle Şakir Kurtulmuş’a ayrıca teşekkür ediyorum. Benim için bu çalışma, eski yazıları bir araya getirmekten başka, bir ömrün gözlemlerini dostluğun yardımı ile geleceğe bırakmaktır. Onların geniş vizyonu ve titiz editörlüğü sayesinde, blog kayıtları daha geniş bir okuyucu grubu bulacak.

Dijital izler kağıt üstünde

https://maeyler.github.io/Sunumlar/blog
Bu link kitabın sonundaki kare kodun içinde


14 Temmuz 2026

Kitap Kokusu

Sanal kitapların basılı kitaplara açık üstünlüğü, kağıt kitabı öldürmedi. Aksine, şimdi eskiye göre daha fazla sayıda kitap yayınlanıyor. Belki az sayıda basılıyor, ama baskı imkanları ve okuyucular azalmıyor, artıyor.

Zamana direnen raflar Kaynak


Web Sayfasının Avantajları

  • Matbaada gözden kaçan tek bir dizgi hatası veya yanlış bilgi, binlerce baskıda kalıcı hale gelir, düzeltilemez. Web sayfası ise adeta canlıdır. Bir imla hatasını düzeltmek, yeni bir kaynak eklemek veya değişen bir bilgiyi güncellemek hiç sorun değil.
  • Geleneksel kitap sizi basılı metinle baş başa bırakırken, web sayfası metne geniş bir perspektif kazandırır. Tarihi bir olaya, bir haritaya, bir makaleye, konuyla ilgili bir ses kaydına/videoya doğrudan bağlantı (link) verebiliriz. Okuyucu metnin içinde derinleşebilir.
  • Basılı bir kitabın kitlelere ulaşması dağıtım ağlarına, yayınevlerine ve reklama bağlıdır. Webde ise arama motorları kitabın her kelimesini indeksler. Dünyanın diğer ucundaki bir okur, aradığı birkaç kelime sayesinde doğrudan ilgili sayfaya ulaşabilir.
  • Geleneksel yayıncılıkta talebi azalan kitapların baskısı yapılmaz ve eser "tarihe gömülür". Webde yayınlanan bir kitap için tükenme riski, depolama maliyeti, baskı masrafı yok. Kitap, yayınlandığı ilk günkü gibi her an herkesin erişimine açıktır.

Öte Yandan, Kâğıt Kitaplar...

  • Kâğıdın kokusu, dokusu, sayfaları çevirmenin yarattığı keyif ve kitabın elde tutulan ağırlığı... Kâğıt kitap, ekranların sunduğu dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak, kesintisiz bir odaklanma sunar.
  • Kâğıt kitap somuttur; kitaplık raflarında zamana karşı direnir. Bir kitaba sahip olmak, bir nesneye sahip olmaktır. Web sayfalarına böyle sahip olamazsınız.
  • Sahafları gezmek, kitap ayraçları, sayfa kenarına notlar düşmek, yazarın imza gününde sıraya girmek... Kâğıt kitap okumak bilgi edinmeyi aşan bir faaliyet. 

Bana öyle gelir ki, asıl sebep kitap kokusu!


Çıra Yayınları

Bugün Ayvansaray'da Şakir Kurtulmuş ile görüşmek üzere Çıra Yayınlarını ziyaret ettik, muhterem bir arkadaşla birlikte. Daha kapıdan girerken, kağıt ve mürekkebin ortak izi olan "kitap kokusu" beni esir aldı. Evet, kağıt kitaptan bu nedenle vaz geçemiyoruz.

1950'lerde ana vatana dönmüş, muhacir bir ailenin çocuğu olan Şakir Bey'in 20 kadar kitabı yayınlanmış, çoğu şiir kitabı. Oradaki binlerce kitaptan birini alıp okudum:

Bir Göç Hikayesi -- Şakir Kurtulmuş
https://cirakitap.com/uzakta-bir-tren-sesi
Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim, toplumun hafızası böyle güçlenir...


Yazarın şiirlerinden çarpıcı bir örnek:
Tesbih -- Şakir Kurtulmuş
İnsan ömründe böyle bir tek iz bıraksa yeter...

Haliç vapuru ile döndük, başka bir yerde anlatmıştım:
https://gozlemler.blogspot.com/2026/06/deniz-havas.html

8 Temmuz 2026

İki Şâir, Üç Bestekâr

Dolaşımdan kalkmak üzere olan 100 TL üstünde Itrî'nin resmi

Şair Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958), besteci Buhurîzâde Mustafa Itrî (1635-1712) hakkında şu mısraları yazmış:

Büyük Itrî'ye eskiler derler,
Bizim öz mûsıkîmizin pîri;
O kadar halkı sevkedip yer yer,
O şafak vaktinin cihangîri,
Nice bayramların sabâh erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.
Kaynak

Yahya Kemal'in Itrî hakkında yazdığı şiirin sözleri ve notaları

Mûsıkîsinde bir taraftan dîn,
Bir taraftan bütün hayât akmış.

Itrî, tekke ve cami mûsıkîsinde (Segâh Tekbiri, Salat-ı Ümmiye) tanındığı gibi; aynı zamanda kâr, beste, semai ve şarkı gibi dünyevi formlarda de dehasını ortaya koymuştur. Onun müziğinde kutsal olan ile insani olan, huşu ile neşe iç içedir. Hayatın tüm renkleri onun nağmelerinde kendine yer bulur. Cinuçen Tanrıkorur (1938-2000) bu unutulmaz şiiri Mâhur makamında ve Kâr formunda (Mâhur Kâr) besteleyerek mûsıkî mirasımıza kazandırmıştır.


Bu mısraların yayınlanmasından 5-6 yıl önce, başka bir şair başka bir bestekârın dilinden, kendi iç fırtınasını ve umutsuz ruh hâlini anlatıyordu:

Zafer hayâlini geçtim, halâs ümîdi uzak!  Kaynak

Safahat'ın 1933'te yayınlanan son cildinin son şiiri: Sanatkâr. Hiç gitmediği Boston şehrinden bindiği hayali bir trende, Mehmet Akif Ersoy (1873-1936) kendi devrinin ud bestecisi Şerif Muhittin Targan'ı (1892-1967) konuşturuyor. 


Tutunduğum iki bîçâre tahta parçasıdır,
Nasıl bu dağ kesilen dalgalarla çarpışılır?
Bulutların yayılır perde perde kâbûsu;
Çöker fezâlara artık leyâlin en koyusu.

Umutsuzluğun zirvesi



(TAMAM DEĞİL -- düşünüyorum)

29 Haziran 2026

Anılarımı Alıp Gidiyorum

(Yapay zekâ yardımıyla yazıldı)

Zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini geçen Cuma yaptığımız mezuniyet töreninde anladım. İlkokula veda ederken, okula başladığım günü dün gibi hatırlıyorum. O zaman her şey bana büyük ve korkutucu geliyordu. Şimdi ise çok güzel anılarla mezun oluyorum.

Mezuniyet gününde Hülya Korkmaz

İlk adımları Canan öğretmenimin neşe dolu ana sınıfında attım. Oyunlarla öğrendiğimiz, gülücüklü günlerde okulumu sevmeye başladım. 

Mayıs 2022 -- Canan Fındık ve ana sınıfı

Sonra Hülya öğretmenimle tam dört yıl geçirdim. Derslerin ötesinde, bir sınıf olabilmeyi, zorluklarla baş etmeyi ve kendimize güvenmeyi öğretti. Onun bizdeki emeği çok büyük. Birinci sınıfın sonunda yaptığımız Okuma Bayramı benim için çok özeldi. Harfleri tek tek öğrenirken bir gün kalın kitapları okuyabileceğime inanmak zordu. 

Haziran 2023, Okuma bayramı -- mikrofon bende

Okulun etüt saatlerinde hobilerimle tanıştım. Düşündüren satranç ve koşuşturan voleybolun tohumları hep bu okulda atıldı. İkisini de severek yapıyorum ve geliştirmeye devam ediyorum. 

Satranç turnuvası -- foto: Cenk Esiner

En çok arkadaşlarımı özleyeceğim. Birlikte güldük ve eğlendik, bazen tartıştık ve barıştık. Sınıfça otobüslere doluşup gittiğimiz, eğlenceli sınıf gezileri hafızamın en güzel yerinde kalacak!

Şimdi içimde tarifi zor duygular var. Bir yanım buradan ayrıldığı için biraz hüzünlü, ama diğer yanım bilinmeyen ortaokul dünyasının heyecanıyla dolu. Şimdi önümde yepyeni bir sayfa açılıyor. Yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar ve yeni heyecanlar beni bekliyor. 

Harika geçen beş yılımda bana emek veren bütün öğretmenlerime, okul çalışanlarına ve aileme yürekten teşekkür ederim. İlkokulum, sen benim için hep çok özel kalacaksın. Seni ve burada biriktirdiğim güzel anıları hiç unutmayacağım. 




Rüya Ada Eğler

Toplu resim -- Hülya öğretmenin tam arkasındayım



28 Haziran 2026

Adalet

"Evim var, ekmeğim var, adaletten bana ne..."

İlk bakışta ne kadar konforlu, ne kadar zararsız bir cümle... Başımı sokacağım bir çatı, masada sıcak bir yemek varsa, dünyanın geri kalanındaki haksızlıklar uzağımdaymış gibi gelir. Aslında, çok büyük ve tehlikeli bir yanılgıdır. Çünkü adalet, gökyüzündeki soyut bir kavram değil; evimizin temelindeki harç, ekmeğimizdeki mayadır.

Adaletin olmadığı bir düzende, sahip olduğunuz hiçbir şey gerçekten sizin değildir, gücü yeten yetene bir düzen başlar. Ve o düzende, sıradan bir insanın evini de ekmeğini de koruması imkansızdır. Adalet yoksa, hakkınızı koruyan bir şey kalmaz; kanunların değil, yalnız "güçlülerin" fermanının geçtiğini görürsünüz. Hukukun çiğnendiği yerde yolsuzluk büyür, hak eden değil, arkası sağlam olan kazanır. Alın teriniz çalındığında hakkınızı arayacak bir merci bulamazsanız, masanızdaki ekmek küçülür, küçülür ve yok olur. 

Adaletin Evrensel Sembolü: Terazi

Tarih boyunca adaleti hep elinde bir terazi tutan figürlerle simgeledik. Çünkü terazi, hassas bir dengenin ifadesidir. Hayatın her alanında bir alışveriş, bir hak ediş vardır. Terazi, güçlü ile zayıfın, zengin ile fakirin kanun önünde eşit ağırlıkta olduğunu gösterir. Eğer o terazinin kefelerinden biriyle oynarsanız, yok ettiğiniz hukukla kalmaz, toplum hayatının bütün dengesini bozarsınız.

Adaletin Evrensel Sembolü: Terazi

Bu yüzden savcılar ve hâkimler, toplumun hayat sigortalarıdır. Savcılar, adaletin peşine düşen, toplumun hakkını ve huzurunu savunan öncü güçlerdir. Hâkimler ise o kutsal kürsüde, hiçbir baskı altında kalmadan, sadece vicdanın ve hukukun sesini dinleyerek dengeyi sağlayan hakemlerdir. Onlar bağımsız, tarafsız ve cesur olduğu sürece evimizin kapısı kilitli, ekmeğimiz güvendedir. Çünkü biliriz ki, bir gün bir haksızlığa uğrarsak, sığınabileceğiniz bir "hukuk" vardır.

Savcılar ve hâkimler, toplumun hayat sigortalarıdır

Ama onlar taraflı ve ön yargılı olursa, işte en büyük tehlike. Bir gün evinize giderken, güvendiğiniz emniyet "belki suçludur" diye sizi durdurursa, güvendiğiniz savcılık "hâkim karar versin" diye mahkemeye sevk ederse, güvendiğiniz mahkeme somut delil yokken sizi tutuklarsa, böyle bir adalete nasıl güvenilir? 

Nefes alırken varlığını hissetmezsiniz ama yokluğunda boğulursunuz. Adalet lüks değil, ekmeğin mayası, çatının temelidir. Geleceğimizi, evimizi ve aşımızı korumak istiyorsak, adaleti ve onu uygulayan bağımsız yargıyı her zamankinden daha sıkı savunmalıyız.

"Teraziyi Adaletle Doğru Tutun"

Adaletin bu hassas dengesi, insanlığa sadece dünyevi bir kural olarak değil, ilahi bir sorumluluk olarak da yüklenmiştir. Rahman Suresi'nin 9. ayeti, sorumlulukları sarsıcı bir netlikle yüzümüze çarpar:

veaqîmul-vezne bilqisti velâ tuḣsirul-mîzân
(dünyada) teraziyi adaletle doğru tutun ki
(hesap gününde) mizanınız eksilmesin
https://korunmuskitap.blogspot.com/2023/09/mizan.html

Bugün dünyada elinizde tuttuğunuz, gözettiğiniz ya da görmezden geldiğiniz her terazi, yarın kurulacak o büyük ve kaçınılmaz hesap gününün provasıdır. "Bana ne adaletten" diyerek dünyadaki terazileri bozanlar, bozulmasına sessiz kalanlar, ahiret mizanlarını, yani ebedi kazançlarını kendi elleriyle eksiltirler. Dünyada hakkı doğru tartmayanın, öteki dünyada payına eksiklik düşer.

TEMA Vakfı Yöneticileri Neden Tutuklandı?

Birisi "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla tutuklanırsa, TC mahkemesine güvenir, "belki de öyledir" derdim. Ama o kişi yakından tanıdığım Didem (halamın torunu) olunca böyle bir ihtimal yok! Çünkü Didem ile silah, Didem terör yan yana düşünülemez. Böyle bir kişiye "terörist" muamelesi yapılınca, mahkemelere güvenim sarsılır, diğer bütün tutuklular için aynı şeyi düşünmeye başlarım. Didem birkaç gün sonra serbest kalır, lakin "adalet" kavramı zarar görür, "hakim" imajı örselenir. 

Halamın torunu ve silahlı terör örgütü?

Şu bilgileri buldum: TEMA Vakfı Yöneticileri Salı günü piknik dönüşü gözaltına alınmış. Mahkeme Cuma günü tutuklama kararı vermiş:

... 23 Haziran'da düzenledikleri eş zamanlı baskınlarda toplam 225 kişiyi gözaltına almıştı. Başsavcılık, operasyonun amacını "ülke genelindeki terör faaliyetlerinin deşifre edilmesi" olarak açıklamıştı. Emniyetteki sorgularının ardından 135 şüpheli Ankara Adliyesi'ne sevk edildi. Savcılık, bu kişilerden 6'sını serbest bırakırken, 129'unu "silahlı terör örgütü üyeliği" iddiasıyla ve tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği'ne göndermişti. Mahkeme, 103 şüphelinin tutuklanmasına karar vermişti.

 

Dört Hafta Sonra

Didem'in silahlı terörist olmadığı anlaşılmış, 28. gece serbest bırakılmış...


17 Mayıs 2026

Eski bir dostun ardından

Şeyh Abdul Celil -- Prof Steffen Stelzer

1945 - 2026  
Allah rahmet eylesin     English


"Bir şeye yeteri kadar bakarsanız onda Allah'ı görürsünüz" hakikaten bunu başarmıştı!



Video by Ihab Kaddoura
Flute by Sharifa Kaddoura


Çocukluk ve gençlik Almanya'da

Abdul Celil ile ilk kez 40 yıl önce, Kahire Amerikan Üniversitesinde genç bir hoca iken tanışmıştım. Küçük ailesiyle İstanbul’da bizi ziyaret ettiğinde henüz yeni baba olmuştu; unutulmaz bir buluşmaydı. Yıllar içinde Kahire’de Profesör Stelzer, Kıbrıs’ta Şeyh Abdul Celil oldu. Her iki dünyayı dengede tutmayı başardı ki, üniversitede "insanlara ışık saçan bir deniz feneri" olarak anılıyordu.

Mısır'da, Kıbrıs'ta, Almanya'da


Ehab Abdel-Rahman, Rektör

Oriental Hall, 17 Mayıs 2026

Anma toplantısı