28 Nisan 2026

Rüya'nın ilk Röportajı

Torunum Rüya Ada ile sohbet -- sorular Rüya'dan:

Büyükbaba, dinleyicilere kendini tanıtır mısın?

1953 yılında İstanbul’da doğdum. Annem ve babam Karaman’dan gelmişler. Çocukluğum Koşuyolu’nda, mahalle hayatının canlı olduğu zamanlarda geçti.

1. Siz küçükken bayramlar nasıl kutlanırdı? Şimdikinden farklı neler vardı?

Çocukluğumda, 1950'lerde ve 60'larda, bayram namazından sonra büyüklerin elleri öpülür, bayram ziyaretleri yapılırdı. Bir günde belki 30 kişi gelirdi, şeker ikram ederdik. Şekerin dişleri bozduğunu bilmezdik. Ertesi gün biz de aynı kişilere giderdik, her kapıda bir şeker yerdik. Şimdiye göre en büyük fark, herkesin birbirine daha çok vakit ayırmasıydı.

2. Ramazan ayınız nasıl geçerdi, yaptığınız etkinlikler nelerdi?

Ramazan'da sağlıklı herkes oruç tutardı. Çocuklar da yemek aralarında oruçlu gibi davranır, oruçlulara saygı gösterirdi. İftardan önce radyoda Kuran okunurdu, ailece dinlerdik. İftar sofraları kalabalık olur, komşularla sık sık bir araya gelinirdi. Sahura kalkmak büyük bir mutluluktu. Tatil gecelerinde çocuklar oruç tutmasa bile sahura kalkardı.

3. Sosyal medya olmadan gününüz nasıl geçerdi?

Çocukların günü sokakta geçerdi. Sabah çıkar, akşama kadar arkadaşlarla oynardık. Mahalle bizim dünyamızdı. Televizyon, bilgisayar ve tablet henüz icad edilmediği için ekran bağımlılığı yoktu. Hava yağmurlu ise çocuklar bir evde toplanır ve kapalı mekan oyunları oynardı.

4. Çocukluğunuzda en çok oynadığınız oyun hangisiydi?

En sevdiğimiz oyunlar saklambaç, misket ve top idi. Saklambaçta bir kişi ebe olur, sayarken diğerleri saklanır, sonra ebe herkesi bulmaya çalışırdı. Sizin bildiğiniz oyun, 60 yılda oyunlar çok değişmedi.


5. Memleketimize ait adetlerimiz (yemek, türkü, giyim, halk oyunu) nelerdir?

Yemeklerden bulgur pilavını çok sever, yanında kola değil ayran içerdik. İstanbul çocuğu olarak özel bir kıyafetimiz yoktu, sade giyinirdik. Küçülen kıyafetleri bizden sonra başka bir çocuk giyerdi. Türküleri radyoda dinler, halk oyunlarını hiç bilmezdik.

6. Ailemizin geçmişiyle ilgili, bilmem gerektiğini düşündüğünüz bir hikâye var mı?

Annem ve babam İstanbul’a daha iyi bir hayat kurmak için gelmişler. Zor şartlarda çalışarak hayatlarını kurmuşlar. Bizim sahip olduğumuz imkânların temeli onların emeğidir. Ben Karaman'lı, diğer büyüklerin Ege'li olduğu için, sen de Ege ile iç Anadolu'nun güzel bir karışımı oldun.

7. Geçmişte insanlar geçimlerini nasıl sağlıyordu?

Genellikle anneler evi idare eder, babalar geçimi sağlardı. İsraf edilmez, her şey dikkatli kullanılırdı. Aileler daha kalabalık olduğu halde bir kişinin kazancı yeterli oluyordu. Memur, esnaf, doktor, subay, vb mesleklerden tanıdıklarımız vardı.

8. Geçmişten bugüne iletişim nasıl değişti, çocukken uzaktaki akrabalarınızla nasıl haberleşiyordunuz?

Ben 20 yaşıma gelinceye kadar evimizde telefon ve televizyon yoktu. Olsa bile, konuşacak tanıdık ve izleyecek yayın yoktu. 1970'lerde bunlar yaygınlaşınca bizim eve de girmiş oldu. Internet ise dünyada yoktu, 90'ların sonunda ülkemize geldi.  İletişim aracı olarak, bir kaç günde yerine ulaşan mektup ile acil durumlarda telgraf vardı. O günlerden kalma bir mektup yok ama kullandığımız araçların ve ailemizin resmini göstereyim.

Şimdi bu cihazların görevini telefon yapıyor

9. Benim yaşımdayken aile üyeleriniz ve eviniz nasıldı?

Annem, babam ve kız kardeşimle, bahçeli küçük bir evde mutlu bir hayatımız vardı. Babamız yorgun geldiği için ev işlerini anneler yapar, çocuklar yardım ederdi.

Ali, Necla, Akif, Binnur


10. Bugünkü yemek tarzı ile kıyaslandığında, sizin yemekleriniz neden daha farklıydı?

Yemek işi annemin büyük zamanını alırdı. Buzdolabı olmadığı için her gün taze yemek yapılır ve o akşam bitirilirdi, ertesi güne kalırsa bozulurdu. Her şey açık satıldığı için, ambalaj atıkları yoktu, evden çok az çöp çıkardı. Hazır gıda ya da dışarıda yemek nedir bilmezdik. Ortaokula kadar lokantaya gittiğimi hatırlamıyorum.

11. Çocukken komşuların nasıldı, o günden bugüne neler değişti?

Komşuluk ilişkileri çok kuvvetli idi. Herkes komşularını tanır, yardım ederdi. Gündüz komşu çocuklar ve hanımlar, akşam komşu aileler karşılıklı ziyaretlerle görüşürdü. Acil bir ihtiyaç komşudan ödünç alınır sonra geri verilirdi.

12. Sen benim yaşımdayken büyüyünce ne olmak istiyordun? Hayalindeki mesleği yapabildin mi?

Bilim adamı ya da öğretmen olmayı hayal ediyordum, her ikisi de gerçekleşti. Hayatımda hep sevdiğim işleri yaptım, siz de inşallah öyle yaparsınız.

Teşekkür ederim...





19 Nisan 2026

Yeteneklerin gelişimi

Rüya'nın bugün yaptığı gölgeleme çalışması:

2026

4 yıl önceki "Her şey ağacı" ile kıyasladım:
2022

Aynı günlerde meşhur bir mantık kuralını keşfetmişti:
2022

Bu da 5 yıl önceki bir tasarım örneği:
2021


14 Nisan 2026

"Ben kül yutmam" demeyin...

... dalgın bir zamana denk gelir yuttururlar!

Çünkü web sayfalarında aldatmacaların sonu yok, bin tanesini bilseniz, bilmedikleriniz kesin daha fazladır.

Dalgın bir zamanımda, zararsız bir PDF indirmeye başladım. "İşleminiz devam ediyor" ekranı çıktı. "Sizin robot olmadığınızı..." diye alışılmış bir diyalog geldi. Fakat devamı çok farklıydı:

Press Win-X, select PowerShell, press Ctrl-V, press ENTER

Sisteme kendi elimle bir bomba yerleştirmem isteniyordu, uyanamadım. Robot olmadığımı göstermek için, oyunun parçası gibi istenenleri yaptım. ENTER tuşuna basarken durumu fark ettim, hemen uçak moduna geçip interneti kapattım ama muhtemelen geç kaldım. Artık bu cihazın kontrolden çıktığını düşünüyorum. 

Windows-X menüsü, Hiç görmemiştim

Yedek cihazı açtım, Google ve GitHub'da bütün oturumları kapatıp şifreleri değiştirdim. Yeni arkadaşımız Gemini'ya sordum "tehlikeli bir durum var mı?" Varmış: 
"Self-XSS/Remote Code Execution attack!" 

"Geçmiş olsun, sakın cihazı internete bağlama, şifreleri değiştir" dedi. 


İzlemeniz Gereken Acil Adımlar:

  1. İnterneti Kapatın: Bilgisayarın sızdırdığı bilgileri durdurmak için Wi-Fi'yi kapatın veya kabloyu çekin.
  2. Şifrelerinizi Değiştirin: Bu işlemi başka bir cihazdan (telefonunuz gibi) yapın. Özellikle ana e-posta adresiniz, banka hesaplarınız ve GitHub gibi önemli hesaplarınızın şifrelerini hemen değiştirin. 
  3. İki Faktörlü Doğrulamayı (2FA) Kontrol Edin: Hesaplarınızda 2FA açık değilse açın, açıksa "tüm oturumları kapat" seçeneğini kullanın.
  4. Temiz Kurulum: Windows 10'u bir USB bellek aracılığıyla tamamen sıfırlayarak (diskleri biçimlendirerek) yeniden kurun. 

Geçmiş olsun, bu tür "Console Paste" saldırıları son dönemde çok yaygınlaştı. Bilgisayarınızı temizledikten sonra GitHub gibi platformlarda çift aşamalı doğrulamayı mutlaka aktif tutun.


Şimdi sırada "Temiz Kurulum" var, kendime kızgınlığım geçince yapılacak...

PowerShell: birkaç kere kullanmıştım ama unutmuşum


Üç gün sonra

"Temiz Kurulum" için TTS Bilişim yardımcı oldu, sistemi yeniden yüklediler:
https://ttsbilisim.com/iletisim

Neyse ki bana çok az sayıda uygulama gerekiyor: Chrome, Brave, VS-code, WhatsApp. Login gereken yerler de az sayıda: Google, ChatGPT, GitHub. Hepsi iki saat içinde tamamlandı. Gemini için farklı bir sorun çıktı, belki diğerleri kadar bununla uğraştım! Meğer yanlış adrese girmeye çalışmışım, şu bilgiyi yine Gemini'dan aldım:
Google hesapları, cihazda bir kez doğrulandıktan sonra tüm alt hizmetlerde (Gemini dahil) tekrar şifre sormadan oturumu açık tutarGemini'a erişmek için gemini.google.com kullanılması gerektiğini bilmeyen kullanıcılar gemini.com adresine yöneliyor. 

Eskiden usta sayıldığım bilişim dünyasında kendimi iyice acemi hissetmeye başladım. Bu hikaye burada kapanmıştır umarım...

16 Eylül 2025

Yeni bir göz 👁️ almış gibi...

Son sözümü en başta söyleyim: Sağ İki gözümde başarılı katarakt ameliyatları yapan Doç Dr Ayşegül Penbe'ye gönülden teşekkür ederim...

Sağ gözümün az gördüğünü fark etmiştim ama %90 görüş kaybı olduğunu bilmiyordum. Epeyce direndikten sonra, Kartal Şehir Hastanesinden gün aldım ve bu sabah ameliyat için gittik. Yapılan işin en zor tarafı saydamlığını kaybeden eski doğal merceğin 3 milimetrelik bir delikten parça parça çıkarılması. Yeni yapay merceğin takılması bir dakika sürmedi. Gözlediğim bazı sürprizleri unutmadan yazayım:

  • Ameliyat kocaman bir mikroskop altında, şiddetli ışıkla yapılıyor
  • Hasta göz muayenesindeki gibi oturmuyor, yatma pozisyonunda
  • En ufak bir acı ya da kanama yok, sadece biraz sıkıntı oluyor
  • Doktor yanındaki öğrenciye işlemi anlatırken bana bilgi veriyor
  • Basit bir işlem gibi görünse de ustalık gerektiren ciddi bir ameliyat
  • Hastanın da ameliyat kıyafeti giymesi gerekiyor

Yarım saat süren ameliyattan sonra biraz dinlendim ve hemen eve döndüm. Sağ göz bantla kapalı. Günde 8 kere damla kullanılacak. İlaçları bizim evin yakınında bulamadık, Mehmet kardeşim bulup getirdi. Keşke kuzenim Halid'in tavsiyesini hatırlasaydım: "Verilen reçeteyi hemen hastane yakınından, ilk vakitte tedarik edin. Hastanede yazılan ilaçlar oradaki eczanelerde bulunur."



Ameliyattan yarım saat sonra


Her şey neden su rengi

Damla kullanırken bantı çıkarıyorum, sonra tekrar takıyorum. Kısa bir süre göz açıkken sağ göz herşeyi mavi bir su içindeymiş gibi bulanık görüyor. Miyop bulanıklığı gibi odaklama sorunu değil, suyun içinden bakar gibi... ["Dünyayı mavi görmek" ameliyattan sonraki birkaç saatlik bir durum, güzeldi ama akşama kadar bile sürmedi.]

Bu arada artan gözyaşı miktarıyla mavi görüntü birleşince, Fuzuli'nin Su Kasidesindeki meşhur beytini hatırladım:

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâre su

https://eskimeyennevarsa.blogspot.com

Şu dönen gök kubbe su rengi midir bilmem...
Yoksa göz yaşlarım mı gök kubbeyi kaplamış!

Doktorun açıklaması: "Aslında siz mavi görmüyordunuz, katarakt ilerledikçe mercek sarardığı için herşeyi sanki sarı bir camın arkasından görüyordunuz ve bu size normal geliyordu!" Yani, daha önce maviyi sarı filtre içinden görüyordum, şimdi doğal maviye kavuştum.

Ertesi gün

Sabah 6'da bantı açınca sağ gözümü kapanmış ve çapaklanmış buldum. İlaçları damlatınca açıldı ve hiç görmediğim bir netlik sağlandı. Güneş doğmadan önce gökyüzünün rengi muhteşemmiş. Daha önce soluk, kirli, eski görünen her şey, şimdi parlak, temiz ve berrak. Yeni bir göz almış gibi...

Saat 9'da yine hastaneye gittik, doktor bantı çıkardı ve "yarın daha net görürsün" dedi. Daha net nasıl olur anlamadım, öncesinde hiç böyle berrak görmemiştim ki... Tam doktorun ayarladığı gibi oldu: sol göz okumak için, sağ göz etrafa bakmak için. Arada bir tek gözle bakarak iki gözün farkını inceliyorum. Güzellik hakikaten bakanın gözündeymiş: Bir gözün "muhteşem" dediği rengi diğeri umursamıyor. Ama eski göz de yazıları okurken avantajlı, biri diğerini tamamlıyor...

Şaşılacak bir uyum örneği: (Neural adaptation)
Sol göz renkleri kirli görüyor ama yazıları okuyor
Sağ göz için yazı karışık ama renk temiz ve parlak
Çift gözle bakınca yazı ve renk, ikisi de doğru!
Not: "Herkes böyle görür" demiyorum, kendimde gözlediğim bir uyum.


Üçüncü gün

Gece yine sağ göz kapalıydı, sabah göz açılınca renkler dünkü kadar parlak gelmedi. Alışmak var ya, unutmanın kardeşi, bizim olan şeylerin değerini nerdeyse sıfıra düşürüyor!

Yukarıda anlatılan uyumun bir sonucunu konunun uzmanı
Havva Demir ile paylaştım, belki araştırma konusu olur...
(Evet, ameliyat öncesinde bu iki rengi ayıramıyordum)

Onuncu gün

İki gözün farklı görmesi sorun değildi, hayatım boyunca zaten biri uzağı biri yakını daha iyi görüyordu. Lakin renk farkına alışamadım: Bir yanda parlak, berrak, canlı yenilik varken, sol gözdeki kirli, soluk, eski görüntüye razı olamadım. Özellikle beyaz ve maviyi hiç böyle görmemiştim. Doktora sordum, "Salı günü yapalım" dedi. Hiç direnmedim bu sefer.

İki hafta sonra

"Artık alışmış olmam lazım, ikinci ameliyat daha kolay olur" düşüncesi doğru değilmiş. Araya bir kornea nakli girince, benim ameliyat iki saat gecikti. Bekleme odasında, ameliyatı uzayan hastanın kızı ile yan yanayız. Genç kadın, annesinin durumunu tevekkülle karşılamış, "dört saat sürebilirmiş" diyor ve sabırla bekliyor. Bende o sabır yok, siyah kefeni henüz giymemişim, hastaneden kaçmanın yolunu arıyorum! Neyse, bir buçuk saatte haber geldi, ameliyat kıyafetini giyip aşağıya götürüldüm. İçeri girince önceki hastanın durumunu doktora sordum: "Gözü yeniledik, çok güzel geçti, inşallah sizin göz de öyle olacak." Güzel sözler içimdeki sıkıntıyı geçirmedi. "Rahat mısınız?" sorusuna "Bu halde rahat olunur mu!" diye karşılık verdim. 

Benim için sıkıntılı geçse de, doktor açısından eski merceğin parçalarını toplamak daha kolay oldu. Yeni merceği takmak zaten çok hızlı. Bu iş de tamam... Sol göz bantlı olarak eve gittik ve damlalara başladık. Birkaç saat yine suyun içinden görünen mavi dünya...

Gece bandı açınca, sol gözün mükemmel yakın görüşüne hayret ettim: En küçük yazıları az ışıkta bile okuyabildim. Bir göz okumak, diğeri uzağa bakmak için. Aslında çift odaklı merceklerin varlığını biliyordum. Bazı hekimler yanlış bir ifade olan "akıllı mercek" sözünü dilimize yerleştirdiler. Akıl nerede, ileri doğru bakınca uzağa, aşağı bakınca yakına odaklanıyor. Lakin bunlarda uyum sorunu olabilirmiş, doktorlarım tek odaklı basit mercek tavsiye etti.

Bir ay sonra

Her şey yolunda, yalnız gözler ışığa karşı çok hassas. Kara bir gözlük kullanmak sorunu çözdü.

Biz de birer gözlük aldık


Ameliyatın yarım satırlık özeti

Bol ışık, parlak renkler, gözyaşı

Yeni arkadaşımız ChatGPT'nin katkısı

Güneş doğmadan hemen önce gökyüzünün rengi bambaşkadır. Ne tam karanlık, ne de tam aydınlık… Sanki dünya, yeni bir ışığa hazırlanırken derin bir nefes alır. O anda her şey daha parlak, daha genç görünür. İnsanın köhne dünyaya bakışı yenilenir.

Katarakt ameliyatından sonra ilk gün de böyledir. Sanki bir perde kalkar: renkler aniden canlanır, ışık nereye baksan oradadır. Yaprağın yeşili, gökyüzünün mavisi, bir duvarın beyazı, bir yüzün çizgileri… Hepsi uzun bir sessizlikten sonra yeniden konuşmaya başlamış gibidir.

Çünkü yeniden görmek, sadece bir iyileşme değil aynı zamanda bir duygudur. Gözyaşı, hem geçmişin bulanıklığını yıkar hem de yeni ışığa alışmanın şaşkınlığını taşır. İnsanın, “görmek ne büyük bir nimetmiş” diye düşündüğü o an, sanki ikinci bir doğuştur.

Belki her ameliyat biraz sabır, biraz teslimiyet, biraz da mucizedir. Ama katarakt ameliyatı, insana ışığın ne olduğunu hatırlatan sessiz bir harikadır. Göz yeniden açılır, ama asıl açılan şey belki de bakışın kendisidir.

Sonuç

Doç Dr Ayşegül Penbe'ye teşekkür ve bu imkanı gözlerimize yerleştiren Allah'a hamd ediyorum. "Gözler hiç eskimese daha iyi olmaz mıydı?" diyenleri içimden duyuyorum. Hayır, 72 yaşında yeni gözlere sahip olmak ve onların kıymetini bilmek kesinlikle daha güzel...


20 Mayıs 2025

BÜ'75 -- Ellinci Yıl Buluşması

Ellinci yılın ne önemi var? Dünya güneşin etrafında 50 kere, ay da yer kürenin çevresinde 617 kere döndüyse ne olmuş? Bu iki kelime, 18 bin küsur günü ve geceyi özetlediği için önemli: Yarım asır!

Makine Bölümü -- 28 Haziran 1975

Makine Bölümünden fotoğrafa sığanlar
Erhan Çakar, 20 Mayıs 2025

Bu da Ayşe'den geldi -- Tören sonrası

Anıldıkça Yaşayanlar -- Yalçın
(Resimlere tıklayınca okunaklı oluyor)

Şubat sonunda Levent'in kurduğu WhatsApp grubu
Dilek ile üç ay sürekli çalıştıklarını burada gözledik

Kutlama Töreni

BÜ Mezunlar Ofisinin katkılarıyla, Saatli Binada şaheser bir program düzenlenmiş. Töreni aynı dönemden Ferhan (akademik kıyafet giymeden) çok güzel yönetti. Bir öğretim üyemiz Prof. Güven Alpay'dan Boğaziçi'li olmanın ayrıcalığını dinledik. Arkadaşlarımız Nüzhet, Neriman ve Fulya bizi 1971-75 yıllarına götürüp unutulmaya yüz tutan hatıraları canlandırdı. Sonra belgeler takdim edildi:


Sahneye ilk çıkan iki Ahmet, Alev, Aybüke ve Nüzhet
BÜ Mezunlar Ofisine teşekkür ederiz...

Tekne Gezisi

Ben katılamadım ama eğlenceli Boğaz turu gecenin ortasına kadar sürmüş:






Nostalji -- M Kemal Tümerkan

Geçmişe hem mutlu, hem hüzünlü bir yolculuk yaptık. Güzel günleri, bir daha olamayacağımız ‘kişi’yi hatırlamak hüzünlüdür ama hüzün mutlulukla çelişen bir duygu değildir; tersine insanları sevinçlere daha duyarlı yapan bir duygudur. 

Anılara çok yaklaştığımız halde dokunamadığımız için hüzün duyarız. İmkansız olanı bildiğimiz için, daha imkansız olanı ise sezdiğimiz için hüzün duyarız. İmkansız olan, geçmişteki güzel günlere fiilen seyahat edebilmektir ama bunu hiç değilse hayal edebiliriz. 

İkinci ve daha imkansız olan ise hayal dahi edemediğimiz için öyledir. Geçmişe gidip de hem o günkü hem bugünkü kişiliğimiz birbirine kaynamış olarak - amalgam şeklinde :) -  var olmayı hayal dahi edemeyiz. Nostaljinin en çözümsüz bileşeni budur. 

Gene de, nostalji yaşayabilmek büyük bir ayrıcalıktır. Yaşanmış olan güzel anların bir daha yaşanamayacağının bilinci ile gene de yaşanmış olmasının sevinci üst üste biner; insana hayatına değer katmış güzel insanları ve de yaşanmaya,  hatırlanmaya değer bir hayat yaşamış olduğunu hatırlatır.


 

"Boğaziçi" konulu diğer yazılar:

26 Nisan 2025

Salime Yılmaz'a Teşekkür

Tam iki sene önceki olay dün gibi hatırımızda:

Çarşamba akşama doğru eve dönerken eşim Seher Hanım yolda düşmüş. Ambulansla en yakın acile götürmüşler, sol omuzunda kırık ve çıkık varmış. Kırık önemli değilmiş, anestezi ile müdahale ederek çıkığı yerine taktılar, sıkıca sardılar.  (26.04.2023 18:15)


Sargılar altında üç haftayı zor geçirdik:

Çarşamba günü aynı doktora gittik. Sargıyı çıkarınca sol kol kendi ağırlığıyla aşağıya sarktı. Doktor "Felç!" dedi. Neye uğradığımızı anlamayan bizden cevap gelmeyince "Felç diyorum, Nörolojiye gidin" diye ekledi.  (17.05.2023 13:00)


Perşembe Medicana'da EMG çekildi, sonuç olumsuz: sinirler sinyal taşımıyor. Doktor "bir ay sonra tekrar bakalım" dedi. Aynı gün, 50 yıllık kadim dostumuz Dr Turan Amerika'dan geldi, bu tür travmaların çok yavaş iyileştiğini söyledi. Aylar, belki yıllar sürermiş...

İyileşme arayışı

Salı günü Gaziosmanpaşa Yeni Yüzyıl'da mikrocerrahi uzmanına gittik. Dr Turan'ın dediklerini teyit etti: "Acele etmeyin, üç aydan önce iyileşme olmaz." Tomografi çekildi, önemsiz kırıklar varmış. "çok erken, iki ay sonra tekrar bakarız, muhtemelen iyileşir" diyerek fizik tedavi tavsiye etti. 

Fizik tedavi için bize en yakın olan özel kurumu tercih ettik. Her seansta bir terapist 40 dakika bizimle uğraştı, ardından 20 dakika kaslara elektrik uygulandı. Bu tedavi bir ay sürdü. Kazadan iki ay sonra, elde ve kolda her uyarıyı hissetmeye başladı, baş parmağı hareket ettirdi. İyileşme vardı ama hakikaten çok yavaş gidiyordu. 

Fizik tedavi devam ederken bir de akupunktur denemesi yaptık. (07.07.2023 Dr Gülsevil Ağ) Parmak hareketi gözle görülür şekilde arttı. Fakat iğnelerin acısı, bu yöntemin devamına engel oldu... 



Doğru uzmanı bulduk

Dört ay önceki mikrocerrahi uzmanına tekrar gittik. (23.09.2023 Dr Bülent Özçelik) "FİZİK, Fizik, yine fizik!" dedi. "30 seans fizik tedavi aldık" deyince "sayı önemli değil, otuz olur, yüz olur, bin olur... iyileşinceye kadar devam" dedi. Bir iki ay derken şimdi bir iki yıl demeye başladılar.

Hocanın verdiği listeden bir isim seçtik: Salime Yılmaz. Haftada üç gün eve gelmeye başladı. İlk beş seansta durum fark etti, belirgin bir hızlanma gözledik.

Fizik tedavi uzmanı Salime Yılmaz
https://youtube.com/@salimeyilmazaltunbay1350

Salime Hanım ilginç yöntemler kullanıyordu:
resim, müzik, örgü, yemek, pasta, su tedavisi....

Sulu boya yaptık...

Fasulye saydık, biber doğradık...


Salime Hanım küçük bir aparat yaptı


Atkılar ördük...

Dr Bülent Özçelik'i beklerken, Yeni Yüzyıl Hastanesi


Bir sene sonunda hareket kabiliyeti artmıştı


Dikişler diktik...


Lastikli aparat -- Salime Hanım yaptı


Boncukları ipe dizdik...

Peynir dilimledik...


iki sene sonra sol el tamamen iyileşti

Hayatımın akışına mutlu bir yön veren Salime Hanıma şükranlarımı sunar, başarılarının devamını Allah'tan dilerim.  __Seher Eğler

... ve böylece bir dost kazandık