30 Haziran 2018

Fuat Sezgin'in ardından

Her fâni gibi, Fuat Sezgin Hocamız da âhiret yoluna gitti. Allah rahmetiyle karşılasın.

Hocanın kabri müzenin kapısının karşısında


Fuad Sezgin Hoca ile müzenin kurulmasında iki sene birlikte olduk. Müzenin içindeki aletlerin yapılmasında ve müzenin kurulmasında olağanüstü gayreti var. Onun katkılarını değerlendirecek durumda değilim ama katkılarının hangi boyutlarda olduğunu hepimiz tahmin edebiliriz. Hocanın günlük çalışma süresi 16 saatti, biz onun çalışma seviyesine ulaşamazdık. Hoca’nın bilimden başka hayatı yokmuş. Bunu iki sene boyunca da bizzat gözlemledim. Milyonda bir gelen bir şahsiyet olduğunu düşünüyorum. 

Biz Fuad Sezgin’in hayaline hiçbir zaman ulaşamayız. O da bunun farkındaydı tabii. Hiç görmediği bilimsel aletleri kitaplardan okuyarak yapıyordu, bunu kimden bekleyebilirsiniz. Zaten tezi de o, İslam Bilim düşüncesi unutulmuş ama bunlar kitaplarda kayıtlı diyor. “Kitaptan okuyarak o aletleri yapabilir miyim?” Hakikaten yapılabildiğini gösterdi. Bunu yapabilmek için hem o kitabı okuyabilmesi, hem o kitapta anlatılan bilimi anlaması, son olarak da o aleti yapabilecek beceriye sahip olması lazım. Kendi adıma bu üçünden sadece bir tanesi bende var, kitapta bahsedilen fiziği anlayabilirim. Fuad Hoca bunların üçünü de aşmış birisidir, yüzlerce farklı aleti kitaptan okuyarak yapıp, müzede sergileyerek ülkemize bu alanda büyük değer katmıştır.

Bu yazı, üç ay sonra Kervan dergisinin
sohbetine konu oldu -- Eylul 2018, sayfa 24
Ebrar Sena Çekiç, Esma Nur İlbaş, Zeynep Çakır


Hoca ile iki hatıra

Bir toplantı sonrasında Galata Köprüsünden geçerken arabayı durdurmamı rica etti. Arabadan indi ve balık tutanların arasında birkaç dakika durup manzarayı seyretti. Döndüğünde gözleri dolmuştu, bana şunları söyledi: “Akif Bey, 1961 başında buradan Boğaz'a bakıyordum. Üniversiteden atılmıştım, ertesi gün Almanya'ya gidecektim. (Bk. 147'ler) Bu manzarayı bir daha görebileceğimi hiç sanmıyordum." Hakikaten, Türkiye'ye gelebilmesi için çok uzun yıllar geçmesi gerekiyordu.

Yine başka bir toplantıdan sonra Vaniköy'de çay içmeye gittik... “Akif Bey, Boğaz’da çay içmenin bana ne ifade ettiğini siz bilemezsiniz” dedi. Sonra bu sözünü biraz açıkladı: 1961 yılının Mart ayında Galata Köprüsünden şehre bakmış, “Ya Rabbi, bu güzellikleri bir daha görebilecek miyim?” demiş. Çünkü ertesi gün, arzusu dışında Almanya’ya, bilinmezler dünyasına göç ediyormuş. Bu iki hatıra dışında, işine duygu karıştığını hiç görmedim.

15/08/2009 gününde Müze böyle görünüyordu
Hocanın kabri, hiç sevmediği kubbenin yanında

Aynı gün katıldığım son Danışma Kurulu
Soldan: A Mazak, A Eyler, Y Kanpolat,
F Sezgin, U Sezgin, Ü Saygılı

2006: Hoca ile ilk tanışmamız
https://eyler.blogspot.com/2006/09/fuat-sezgin.html

2008: Müzenin gerçek açılışı
https://eyler.blogspot.com/2008/05/muze-acld.html


13 Haziran 2018

Neden JavaScript?

2004 sonlarında blog yazmaya ilk başladığımda "Neden Java?" sorusuna güzel bir cevap yazdığımı sanıyordum. Neden şimdi JavaScript, ne değişti?

Java dilinin avantajları bugün de geçerli: Daha profesyonel ve disiplinli bir dil, programcıyı istenmeyen hatalara karşı daha iyi koruyor. Üstelik server tarafında en yaygın dil olduğunu düşünüyorum. Ama büyük bir sorun var: Öğrencilerimiz geliştirdikleri yazılıma mobil cihazlardan ulaşamıyorlar. Öğrettiğimiz Java'yı kullanmak için masa-üstü ya da diz-üstü cihazlar gerekiyor.

Geçen dönem verdiğim Automata dersinin dönem ödevinde sınıfı teşvik ettim: "Konuları Java ile anlattım ama isterseniz JS kullanın, faydasını görürsünüz" dedim. Sınıfın üçte biri bu tavsiyeme uydu ve çok güzel işler yaptılar:   maeyler.github.io/Automata-2018/

2002'den beri kullanıp öğrettiğim Java'yı bırakıyor ve JavaScript'e geçiyorum. Sebeplerini aşağıda üç başlık altında özetledim. Bu kararı vermemde etkili olan küçük çalışmaları da ayrıca GitHub'da yayınladım:   maeyler.github.io/JS/


1. JavaScript her platformda çalışıyor

1995'te Java ilk çıktığında bütün masa-üstü bilgisayarlarda (Windows, Linux, Mac) sorunsuz çalışıyordu. Geliştirdiğimiz yazılımı, hiç değiştirmeden her bilgisayarda kullanabiliyorduk. Mobil cihazlar çıkınca durum değişti. Platformların üçlü sınıflandırması artık Android, iOS, Desktop şeklinde yapılıyordu ve Java bu üçün ikisinde çalışmıyordu. Android uygulamalarının çoğu Java dilinde yazılıyor ama iki Java uyumlu değil! Uyumluluk konusunda 1995 öncesine döndük.

https://bgr.com/2016/11/02/internet-usage-desktop-vs-mobile/

Grafiğe göre bir buçuk sene önce, (bildiğimiz Java'nın çalışmadığı) mobil cihazların internet kullanımı, masa-üstü platformları geride bırakmış. Yani, öğrettiğimiz yöntemlerin müşteri bazı giderek küçülüyor.


2. JavaScript daha kolay ve daha eğlenceli

"Kullanımı kolay, kurulumu yok" cümlesi sanırım JavaScript için tam doğru. Web sayfalarına nereden bakıyorsanız JavaScript yazılımı orada çalışıyor. En ufak bir eklenti gerektirmiyor... JavaScript geliştirmek için gereken araçlar da yine aynı browser içinde bulunuyor.

Java öğretenler, aşılması gereken çok dik bir öğrenme eğrisi olduğunu iyi bilirler. Java'yı kurup çalıştırmak zor, hata mesajları ilk başlayanlar için hiç anlamlı değil, yazılım geliştirme aracı olan IDE'ler aşırı karmaşık... JavaScript için ise, öğrenme süreci çok daha kolay, kurulum ve IDE yok, browser içindeki geliştirme araçları daha basit ve kullanışlı.

Geriye bakınca, 2004'te yazdığım "GUI uygulamalarında Java çok yetenekli" cümlesi şimdi komik göründü! Doğru, çok yetenekli, ama o yeteneği kullanmak için ne kadar emek boşuna harcanıyor. JavaScript tarafında ise, GUI zaten web sayfasının bir parçası...


3. JavaScript web tasarımında vazgeçilmez

Java ilk başından beri, hem Server hem de Client tarafında çalışacak bir "web dili" olarak tasarlanmıştı. Lakin Client tarafının ana elemanı olan Applet, sektörün devleri tarafından güvenlik bahanesiyle dışlanınca web sayfalarında Java görünmez oldu. Bir zamanlar Java ders kitaplarında ilk konu olarak öğretilen Applet'ler artık çalışmıyor.

Applet'ten boşalan yeri bir süre Flash ve benzeri teknolojiler aldı. Ama sonra ne olduysa, hepsi gitti, bir tek JavaScript kaldı. 10-15 yıldır en başarılı web sayfaları, birbiriyle etkileşen üç farklı dil birlikte kullanarak geliştiriliyor:
  • HTML ile yapısı tasarlanır
  • CSS ile görünümü düzenlenir
  • JavaScript ile kodlanır

Kendi penceremden dillerin tarihçesi

Yazdığım ilk program (1971) Fortran'da basit bir fizik tablosunu hesaplıyordu -- üç günde çalıştırabilmiştim. Sonra derleyici yazmayı öğrenirken (1982) Pascal'a geçtim. En ilginç yazılım parçalarını, en uzun süre (20 yıl) kullandığım bu dilde yazdım. Ama bugün artık Pascal ile yazabileceğimi sanmıyorum.

Yarım asıra yaklaşan yazılım tecrübemde JS dördüncü dil oluyor:
1971 Fortran -- Boğaziçi Ü'de öğrenci
1982 Pascal -- Boğaziçi Ü'de öğretim üyesi
2002 Java -- Marmara Ü'de bölüm başkanı
2018 JavaScript -- FSMVÜ'de emekli hoca


Bu listeye bakınca, daha en başında Java yerine JavaScript'e geçebilirmişim gibi görünüyor. Bilgisayarımda 2002 Haziran tarihli, çoktan unutulmuş birkaç JS denemesi buldum. Demek ki o zaman denemiş ve beğenmemişim. JavaScript "tasarımı aceleye gelmiş" bir dil olduğu için, terazi o zamanlar Java'nın lehine idi. Zaman geçtikçe JS doğru yönde gelişti ve şu anda web sayfalarının hakim dili olarak "olmazsa olmaz" bir yeri var.

Ref: Bilgisayar cebimize nasıl sığdı