28 Haziran 2026

Adalet

"Evim var, ekmeğim var, adaletten bana ne..."

İlk bakışta ne kadar konforlu, ne kadar zararsız bir cümle... Başımı sokacağım bir çatı, masada sıcak bir yemek varsa, dünyanın geri kalanındaki haksızlıklar uzağımdaymış gibi gelir. Aslında, çok büyük ve tehlikeli bir yanılgıdır. Çünkü adalet, gökyüzündeki soyut bir kavram değil; evimizin temelindeki harç, ekmeğimizdeki mayadır.

Adaletin olmadığı bir düzende, sahip olduğunuz hiçbir şey gerçekten sizin değildir, gücü yeten yetene bir düzen başlar. Ve o düzende, sıradan bir insanın evini de ekmeğini de koruması imkansızdır. Adalet yoksa, hakkınızı koruyan bir şey kalmaz; kanunların değil, yalnız "güçlülerin" fermanının geçtiğini görürsünüz. Hukukun çiğnendiği yerde yolsuzluk büyür, hak eden değil, arkası sağlam olan kazanır. Alın teriniz çalındığında hakkınızı arayacak bir merci bulamazsanız, masanızdaki ekmek küçülür, küçülür ve yok olur. 

Adaletin Evrensel Sembolü: Terazi

Tarih boyunca adaleti hep elinde bir terazi tutan figürlerle simgeledik. Çünkü terazi, hassas bir dengenin ifadesidir. Hayatın her alanında bir alışveriş, bir hak ediş vardır. Terazi, güçlü ile zayıfın, zengin ile fakirin kanun önünde eşit ağırlıkta olduğunu gösterir. Eğer o terazinin kefelerinden biriyle oynarsanız, yok ettiğiniz hukukla kalmaz, toplum hayatının bütün dengesini bozarsınız.

Adaletin Evrensel Sembolü: Terazi

Bu yüzden savcılar ve hâkimler, toplumun hayat sigortalarıdır. Savcılar, adaletin peşine düşen, toplumun hakkını ve huzurunu savunan öncü güçlerdir. Hâkimler ise o kutsal kürsüde, hiçbir baskı altında kalmadan, sadece vicdanın ve hukukun sesini dinleyerek dengeyi sağlayan hakemlerdir. Onlar bağımsız, tarafsız ve cesur olduğu sürece evimizin kapısı kilitli, ekmeğimiz güvendedir. Çünkü biliriz ki, bir gün bir haksızlığa uğrarsak, sığınabileceğiniz bir "hukuk" vardır.

Savcılar ve hâkimler, toplumun hayat sigortalarıdır

Ama onlar taraflı ve ön yargılı olursa, işte en büyük tehlike. Bir gün evinize giderken, güvendiğiniz emniyet "belki suçludur" diye sizi durdurursa, güvendiğiniz savcılık "hâkim karar versin" diye mahkemeye sevk ederse, güvendiğiniz mahkeme somut delil yokken sizi tutuklarsa, adalete nasıl güvenilir? 

Nefes alırken varlığını hissetmezsiniz ama yokluğunda boğulursunuz. Adalet lüks değil, ekmeğin mayası, çatının temelidir. Geleceğimizi, evimizi ve aşımızı korumak istiyorsak; adalete, onu uygulayan bağımsız yargıya her zamankinden daha sıkı sarılmalı ve onu her koşulda savunmalıyız.

"Teraziyi Adaletle Doğru Tutun"

Adaletin bu hassas dengesi, insanlığa sadece dünyevi bir kural olarak değil, ilahi bir sorumluluk olarak da yüklenmiştir. Rahman Suresi'nin 9. ayeti, sorumlulukları sarsıcı bir netlikle yüzümüze çarpar:

veaqîmul-vezne bilqisti velâ tuḣsirul-mîzân
(dünyada) teraziyi adaletle doğru tutun ki
(hesap gününde) mizanınız eksilmesin

Bugün dünyada elinizde tuttuğunuz, gözettiğiniz ya da görmezden geldiğiniz her terazi, yarın kurulacak o büyük ve kaçınılmaz hesap gününün provasıdır. "Bana ne adaletten" diyerek dünyadaki terazileri bozanlar, bozulmasına sessiz kalanlar, ahiret mizanlarını, yani ebedi kazançlarını kendi elleriyle eksiltirler. Dünyada hakkı doğru tartmayanın, öteki dünyada payına eksiklik düşer.